Kendimin bir diriliş eri olduğuma inanıyorum.
Bir Diriliş Cephesi bulunduğuna ve kendimin de o cephede bir savaş adamı olduğuma, olmam gerektiğine inanıyorum.
Bu nasıl bir savaştır? Topla, tüfekle, bombayla, molotof kokteyli veya füze, nükleer silâh veya gazla yapılan savaş olmaktan önce ve öte, bir ruh savaşıdır. Ruhlar arasında olan bir savaştır. Bu savaşlarda bedenlerden, maddî vücutlardan Önce ruhlar, manevî vücutlar, yani varoluşlar düşer, tutsak olur, yenilgiye uğrar. Ya da tersine düşürür, tutsak eder, yenilgiye uğratır.
Bu bir zihniyet savaşıdır. Karayla akın savaşıdır.
Bu bir hayat tarzı, dünya görüşü, yani bir medeniyet savaşıdır.
Bedenimin, maddî vücudumun, benliğimin özü olan ruhumun bir aleti, bir kemanı, bir silâhı, bir donatımı olduğuna inanıyorum.
Düşmanı 12′den vurmak için kullanılan bir silâh.
Batı medeniyetinde “insan insanın kurdu” iken Doğu medeniyetinde insan, insanın en büyük derdidir. Bu yüzden Son Nebi, insanlar iman etmediği için dertlenmiş birçok sıkıntılar çekmiştir. Hâsılı kelam, ruhun beslendiği kaynaklar ilahi Belgelerdir. Ruhunu arıtmak, diriltmek için her insan, üstüne çöken günah, kir, dünyevileşme tuzaklarına karşı kendi “dağ”ına çıkmalıdır. Kendi zamanın dışına çıkabilmeli ve oradan kendini izlemelidir. Başını kaldırıp gökyüzüne bakmalı, ayı, yıldızı, güneşi, semanın derinliğindeki muazzam trafiği hayranlıkla tefekkür etmelidir.
İnsan, gök ile yer arasında durması gereken yerde (anlamlı olduğu yerde) yani Allah’ın dur dediği yerde durmalıdır. Bu yerde duran insan diriliş eridir. Diriliş eri medenileşir fakat denileşmez. O, ölümü medeniyet haritasına kalın çizgilerle çizen kişidir.
İnsan ruhunun öldüğü veya asıl yerinden edildiği her çağda, insana bu ruhu bahşeden ilahi Güç, nübüvvetle insanlık tarihine bir müdahalede bulunarak