Bir şiirine denk geldim. Aynı şiiri bu kitapta görünce şaşırdım, sevindim. Sayfa 40.
Sonra takip etmeye başladım ve kendisinin okuduğum ilk kitabı.
Daha ilk paragrafta çekti kendine. Belliydi bir yaptırımı olacaktı hayatta başına gelenlerin. Tek solukta bitti, su gibi aktı hem de. Anlaşılabilir üslup ve akıcı hikaye dili daha kolaylaştırdı işi.
Şöyle konuya giriyorum o zaman;
Herkesin tek bir dileği vardı, o da anlaşılmak... yargılanmadan, bastırılmadan dile getirmek istediği düşünceleri ve bir dinleyeni olması.
Sanki o zaman daha yaşanılabilir olur dünya,
tek bir kalıba sıkıştırılmak zorunda kalmadan.
Ve;
Yaşamak gerek, yeri geldiğinde acıyı da.
Ağlamak gerekse hıçkırıklara boğulmak, Gidecekse izin vermek gerek gönlünde yer etmeyene...
“... sen sadece bir yoldan geçiyorsun” diyordu yazar.
Bırakın herkes istediği gibi geçsin o yoldan, gitmeyin üstüne. Bırakın insanları, bırakın!
İstediği gibi yaşasınlar.
Bunları söylüyordu yazar da. Düşüncelerimi dile getirmiş, okurken duraksatmış, köşeye bir yerlere sıkışan anıları canlandırmıştı. Çok tanıdık geliyordu hikaye üstelik. Çünkü senden, benden, herkesten bir parça yaşanmışlık vardı içinde.
Hikayede adı geçen her karakterin kendi derinliği, bir yaşam kuyusu vardı. Uzakta aramaya gerek yoktu kahramanlarını, hepsi kendi gerçekliğimizde bir yerlerde saklı...
Bazen kırlarda el ele tutuşarak kuşlarla birlikte koşarken, bazen kağıttan bir çiçekle karşımıza çıkarıyordu aşkı. Masumane, çocuksu.
Bazen inanmak istemediği gerçeklikte acı ve özlemle kıvranırken.
Ama en çok yüreğini şiir diye önümüze sererek “ Göremiyorum,
Senden öteye kördür gözlerim “ diyordu.
Okurken kendimi kaybettim mi yoksa buldum mu bilmiyorum. Ama içerde bir yerlere dokunduğu kesin. Okumak için geç kalmayın.
Yazarımızın kalemine yüreğine sağlık...