Kitabın başında akıl onu temsil eden William üzerinden okuyucuya bir kurtarıcı olarak sunulur. William’ın temsil ettiği deneysel akıl, dogmatik düşüncenin karanlığını yenmek üzere bir yola çıkar. Bu yol bir cinayeti çözebilir, hakikati mantık ve olayların işleyişinde ki düzen ile açığa çıkarabilir. Fakat yazar roman ilerledikçe okuyucuya aklın mutlak bir çözüm olmadığını yavaş yavaş hissettirir.
Gülün Adı’nda açık seçik anlaşılır kısım ile orta çağ avrupasında inanç çatışması, kilise ile konumu hakkında hem karakterler hem de diyaloglar üzerinden bilgi verilir.
Tüm bunların bağlamında asıl sorgulanan ise bilmenin bizi hakikate mi yoksa yoldan sapmaya mı sürükleyeceğidir. Bilmek iyi midir, yoksa tehlikeli mi?
Kitap burda zıt karakterle durumu çekişmeli pozisyona getirir, mutlak bir inancın temsilcisi olduğunu savunan Jorge, bilginin insanı günahtan çok şüpheye düşürerek düzeni bozup,saklanması gerekenleri açık eden, gülmenin ve aklın sınırlandırılmasını engelleyen bir tehlike olduğunu savunur.
Yazarın bu noktada taraf tutmadığı açıktır.
William’ın aklı keskindir; evet, olayları çözer. Ancak çözüme ulaştığında geriye kalan şey hakikat değil küldür. Kütüphane yanar. Bilgi yok olur. Akıl her şeyi açıklamış ama hiçbir şeyi kurtaramamıştır.
Bu noktada gerçeğe ulaşmak kurtuluşu getirir mi yoksa sadece yıkıma hız katan bir farkındalık mı oluşturur?
Sorunun cevabını kitabın sonlarına doğru anlatıcı karakter Adso verir. Ne o, ne de o. Ne akıl ne korkuyla şekillenmiş inanç. Bilmek insanı masumiyetten koparır. Bilgi ne iyidir, ne kötü sadece geri alınamaz olandır. İnsan bildiği andan itibaren artık eski haline dönemez.
Gülün Adı aklı yüceltirken aynı anda onu sınar. İnancı eleştirirken onu bütünüyle reddetmez. Eco, okura kesin cevaplar vermez. Çünkü romanın asıl iddiası