İnsan bedeni bir görüntüden ibaret olabilir. Beden gerçekliğimizi saklar, ışığımızın veya gölgemizin üzerindeki katmandır. Gerçeklik ruhtur. Kesin konuşmak gerekirse, yüzümüz bir maskedir. Gerçek insan, tenin altındakidir. Ten denen o yanılsamanın ardına gizlenmiş ve sığınmış olan o insanı fark edebilsek, şaşırmaktan fazlası olurdu bize. Dış varlığı gerçek varlık olarak benimsememiz, ortak yanılgımız. Örneğin, filanca kız olduğu gibi görülebilse, belki bir kuş görürüz.
Bir kız görünümündeki bir kuştan daha nefis ne olabilir ki? O kuşun sizin evinizde yaşadığını düşünün. Adı Déruchette olacaktı. Sevimli yaratık! Ona, günaydın Matmazel çobanaldatan kuşu! demek isterdiniz. Kanatları görülmez ama cıvıldadığı duyulurdu. Ara sıra șarkı söylerdi. Gevezeliğiyle insanın aşağısında olur ama şarkısıyla ondan üstün olur. Bu şarkıda bir gizem var; bakire, meleğin kılıfıdır. Kadın olununca melek gider ama daha sonra dönüp anneye küçük bir ruh getirir. Yaşamın akışında bir gün anne olacak olanın içinde uzun süre çocukluğu kalır, küçük kız genç kızda var olmaya devam eder, o bir çalıbülbülüdür, "Uçup
gitmemesi ne hoş!" der onu görenler. O sevimli, o cana yakın canlı evin içinde daldan dala, yani odadan odaya girer, çıkar, yaklaşır, uzaklaşır, tüylerini parlatır, saçlarını tarar, kulağa hoş gelecek türlü türlü gürültü yapar, tasviri mümkün olmayan şeyler mırıldanır kulağınıza. Soru sorar, yanıt verilir; ona soru sorulur, o cıvıldar. Onunla gevezelik edilir, gevezelik etmek konuşmanın yorgunluğunu alır. Bu varlığın içinde bir gökyüzü vardır. Bu sizin karamsarlığınıza karışan gök mavisidir. Bu kadar hafif, bu kadar ele avuca sığmaz olmasının yanında istese bir nefes gibi havaya karışabilecekken gözünüzün önünde kalma lütfunda bulunması ne hoştur. Bu dünyada, güzellik bir zorunluluktur.