Öncelikle her şey bir yana, Orhan velinin, yazılanlara bakılırsa, ciddi ciddi nasıl bir yokluk, sefalet içinde yaşadığına da tanık oluyoruz bu kitabı/mektupları okurken. ödünç alınan pardösüler, Ankara'ya bilet parası olmadığı için gidememek, mektup için posta parası denkleştirememek, ama hepsinden de öte, henüz tam manasıyla serpilip bu denli gelişmemiş istanbulun merkezine sık sık inmenin zorluğu... şu anki atmosferi düşünüp, şimdiki zamanı yaşayan biri bunları okurken büyük ihtimal çok tuhaf hisseder. ve onca yokluk içinden fışkıran muhteşem şiirler...
Bir mektupta seni haksız görüyorum ama olayın sonunda hep ben özür diliyorum minvalinde bi şeyler yazmış. herhalde dönem fark etmeden ilişkilerde genel bi sorun; kadın hatalı olsa bile özür dileyen erkek oluyor.adamcağız neredeyse her mektubuna "senden son aldığım mektuba çok üzüldüm" diye başlıyor.. bazı yerlerde "sen beni üzmekten zevk alıyorsun" bile diyor. ama yine de sevmekten ve yalnız onu aramaktan vazgeçmiyor, ölene dek vazgeçmiyor.