SPOİLER***
Yusuf daha yolun başındayken ölmüştü aslında. Annesiyle babası öldürüldükten sonra, kaymakamın himayesine girmesi onun kaderini baştan belirlemişti. Artık hayatı kendi ellerinde değildi.
Sessiz, içine kapanık bir genç olarak büyüdü. Hayatındaki tek anlamlı varlık Muazzez’di. Ona karşı hissettiklerini bile tam olarak anlayamamıştı; ta ki Muazzez onunla yüzleşene kadar. Muazzez, Yusuf’a daha temiz, daha umutlu bir yaşamın kapısını aralamıştı.
Ancak hala Yusuf hayattaki amacını bilemiyordu. Yusuf’un içinde başka bir Yusuf vardı. Toplumun adaletsizliğine, kirli düzenine başkaldıran ama bir yandan da onun altında ezilen bir Yusuf.
Sabahattin Ali, bu romanda egemen sınıfın yozlaşmış düzenini, paranın ve hırsın insan ruhunu nasıl çürüttüğünü acı biçimde gösteriyor bize. Yusuf ise bu düzenle çocukluğundan beri savaşmış, fakat sonunda fukaralığın, yoksulluğun ağırlığıyla yenilmiş biri olarak karşımıza çıkıyor.
Muazzez, annesinin her şeyi kendine hak gören küstahça, bencilce davranışlarının kurbanı olurken, Yusuf da kendi sessiz isyanının derinliğinde kayboluyor.
Velhasıl kelam, “Kuyucaklı Yusuf” sadece bir aşk ya da köy hikayesi değildir; adaletsiz bir toplumda ezilen, saf kalmak isteyen insanların trajedisidir. Kesinlikle okunması gereken bir kitaptır.