Albert Camus başkaldırı ve insan kavramlarını felsefi, dini ve tarihsel bakış açılarıyla incelediği kitabını 1951 yılında yayınlamış. Kitabın içeriğinden de anlaşıldığı üzere örnekler genelde 2. dünya savaşı sonrası Avrupası ve liderleri ( Hitler, Mussolini, Marks )ile Hristiyanlık dini referans alınmış.
Ben bu bölümleri okurken 21. Yüzyılın ortadoğusunu , İslam Dünyasını, Trump ve Netenyahuyu kafamda canlandırdım.
Dünyanın bir bölümü yaklaşık 150 yıldır ateş altındayken o bölgelerde yaşayan insanlar yöneten, yönetilen, başkaldıran, köle, din ve devlet ilişkileri hakkında malumat sahibi bile değildi. Bu yüzden olsa gerek İslam Coğrafyasında "Başkaldırmak" kimsenin aklına gelmiyor.
Felsefi metinlere ilgi duyanlar için harika bir eser.
Eski zamanlarda, cinayetin kanı kutsal bir dehşet uyandırırdı hiç değilse; böylece yaşamın pahasını kutlulaştırırdı. Bu çağın gerçek acısı ise, tam tersine, yeterince kanlı olmadığını düşündürmesidir. Kan göze görünmüyor artık, bizim erdem taslayıcılarımızın suratlarına yeterince sıçrayıp bulaşmıyor. İşte yoksayıcılığın son noktası: Kör ve azgın öldürme bir vaha oluyor, bizim çok akıllı cellatlarımız yanında, budala katil, insana ferahlık veren bir şey gibi görünüyor.