Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
Karanlık ve Cehaletten Mazhar-ı Hürriyet'e
Mustafa Kemal’in yurdunu modernleştirmek ve halkçı bir rejim kurmak konusundaki azmi ve fikirleri bu yıllarda ' olgunlaşmıştır. 1914 Mayısı’nda Sofya yakınlarındaki Lülin Dağı’na yapılan bir gezide, bir Bulgar yurttaşıyla (A. Graziani) yaptığı konuşma ilginçtir. Mustafa Kemal bu konuşmada çizdiği programı Cumhuriyet Türkiyesi’nde gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal Graziani’ye şöyle demiş: “ Türk milletinin fevkalade meziyetleri vardır, Fakat ne yazık ki onu karanlık ve cehalet içinde bırakıyorlar. Millet pratik bir şekilde modern maarife susamıştır. Rejim, iktisadi hayatın hiçbir cephesinde millet ve devletin faaliyet göstemesine müsaade etmiyor. Hâlbuki Türkiye’nin nefes alması, ilerleyebilmesi ve mazhar-ı hürriyet olması için her şeyden evvel Türk milletinin maneviyatını yükseltmek ve onu taassuptan kurtararak faal bir kudret iktisap etmesine çalışmak lazımdır. Millet cahil dervişlerin elinden tahlis olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş, laik profesörler getirilerek işin başına geçirilmelidir. Hülasa, milletin daha pek çok şeye ve inkılablara ihtiyacı vardır. Millet aile ve toplum hayatında doğu düşünce tarzından sıyrılmalıdır. Türk halkının gerçeği görüp kavrayabilmesi için pek çok büyük reformlar gerekir.”
Tarih
Reklam
Atatürk , Sanat, Yenilenme kıvılcımları
Sofya da ki ilk günlerinde operaya gitmişti. Balkanlarda Sofya, Bükreş operasıyla birlikte en ünlü olanıdır. Kendisine refakat eden Sobranye (Bulgar Millet Meclisi) üyesi Şakir Zümre Bey’e o günkü temsilden sonra “Adamların 'Balkan Savaşı'nı niye kazandıklarını şimdi anladım” demiş. Opera bir tertip ve disiplin işidir. Wagner’in tabiriyle bir “gesamtkunstwerk” yani bütün sanatların ortaklığıdır. İran Şahı Türkiye’ye geldiğinde Reis-i Cumhur Atatürk’ün “Özsoy” operasını temsil ettirmesinde bu olayın payı aranmalıdır. Daha Selanik’te iken Bulgar Türkolog Ivan Manalov’la Latin harflerinin uygulanması sorununu tartışmıştı. Bulgaristan’dan İstanbul’a Madam Corinne’e yazdığı bazı mektuplarda, Latin harflerini kullandığı biliniyor.
Tarih
Hasılı, okunsun diye değil dokunsun diye yazdım. Yüreğin üstüne, nakış nakış. -ketum
Edebiyat
23 Nisan Neden Önemli?
Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Misak-ı Millî kararlarını kabul etmesi üzerine İtilaf Devletleri hem İstanbul’u işgal etmiş hem de Osmanlı meclisini dağıtarak, mebusların bir kısmını tutuklayıp, sürgüne yollamıştı. Bunun üzerine Ankara’da yeni bir, Millî Meclis toplanması kararı alınmıştı. 23 Nisan’da Ankara’da toplanan meclisin çok önemli özellikleri vardır. Bir defa kurucu bir meclisti. Hukukunu kullanamayan bir payitaht adına Anadolu içlerinde bir kurucu payitaht olmuş, yetki üstlenmiş ve “Türkiye” adını da ilk defa kullanmıştır. İstanbul’da dağıtılan meclisin kalan üyeleri yeni meclisin de üyesi olmuşlardı. 23 Nisan 1920 önemli bir tarihtir, zira, bu tarihte milletimizin adı, devletin adı olarak konmuştur. Bu isim “Birleşik Devletler” tarzında bir isim değildir, bilakis, tarih boyunca var olan bir kavmin adının bir devlete verilmesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti bir şeyi daha bilinçli olarak ifade ediyordu; bu, “konvansiyonel” dediğimiz meclis hükümeti sistemidir. Bir ölçüde ihtilâlci bir hükümettir; Fransız Konvansiyon Meclisi gibi, o dönemde komşusu olan Sovyet idaresi gibi meclise dayanan bir idare sistemidir. Fakat tarihteki diğer meclis hükümeti sistemlerinden bir farkı bulunur: Burada, TBMM’de aktif ve canlı bir muhalefet vardır. Müdafaa-i Hukuk grubundan gelen ve Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında ona itirazsız bağlı olan üyelerin dışında muhalifler de vardır. Bu muhalefet içinde bazıları padişahçı, şeriatçı, bazıları solcu, bazıları ise İttihatçıdır. İttihatçıların hepsi de Anadolu hükümetine ve Mustafa Kemal Paşa’ya itaati boynunun borcu bilen takımdan değildir. Bu ikinci takım çok kısa bir zamanda da muhalif taraflarını ortaya koymuşlardır. Kurtuluş Savaşı bu muhalefete rağmen yürütülmüştür ve burada hakikaten ince bir politika izlendiği
Sayfa 177
Tarih
sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz
Yıl 1923… İstanbul üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar. okul duvarında bir ilan görüyorum. ‘avrupa’ya talebe yollanacaktır.’ ‘allah allah’ diyorum, ülke yıkık dökük yıl 1923… avrupa’ya talebe! lüks gibi gelen bir şey, ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. benim ismimin yanına atatürk, ‘berlin üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. zaman geldi. sirkeci garı’ndayım, ama kafam öyle karışık ki gitsem mi, kalsam mı, orada ben unutulur muyum, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım? bir an gitmemeye karar verdim, döndüm. o sırada bir muvezzi ismimi çağırdı: “‘mahmut sadi, mahmut sadi, bir telgrafın var.’ “telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: ‘sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz.’ var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hesap edebilen bir lider, dünya lideri olmasın da ne olsun! yıl 1923, biz evimizde bir çocuğumuzun huyunu değiştiremiyoruz, bir huyunu. tüm ülkenin huyu değişiyor. bununla uğraşan bir insan, yolladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hissedebiliyor.” mahmut sadi devam ediyor: “gel de şimdi gitme, git de orada çalışma, dön de bu ülke için canını verme!” ---- İşte Memleketin, kara cehaletin hükümdarlığı ve itilaf ortaklıkların yeni planları karşısında, her biri aydınlık için birer kıvılcım olacak çıra gibi çocuklara ihtiyacı var. Var olmaya da devam edecek. O çocuklar siparişle ithal edilmeyecek, bizler yetiştireceğiz. Tek umudumuz çocuklarımız ve onlara verebileceklerimiz. 23 Nisan geldiğinde, Çocuk Bayramı kadar Ulusan Egemenliğinde bilincinde olan çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle. Hepimize kutlu olsun.