Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
İmdi
El eli bilmez idi Kem gözler görmez idi Kardaştık, Aşk ile savaştık İmdi yağlı urgan, maşuk oldu. Sen, ben yok biz idi Dilimiz hep tatlı söz idi Kuruyduk har ile yandık Gayri ayrılık bize hasıl oldu. -ketum
Şiir
Reklam
Neden Dil ve Tarih, Coğrafya
Coğrafyayı, her şeyden evvel fizik koşullarını, yani yeryüzü şekillerini, iklim şartlarını iyi bilmek gerekir. Coğrafî bölgeler arasındaki iletişimi kavramak için iklim farklılıklarını dan haberdar olmak lazımdır. Bunları bir arada düşünemeyen kimselerin tarihçilik yapmaları mümkün değildir. Geçen asırların Türk okumuşları maalesef bu tip bilgi birikimine ve kullanma yöntemine sahip değildirler. Bu sebeple de Yeni Türkiye’nin tarih bilgini değilse de dâhi bir kurmay olan kurucu önderi sezgileriyle, bu memlekette İstanbul ve Ankara Üniversitesi’ni teşkilâtlandırmış ve ilgili fakültelerinin adını da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi koymuştur. Çünkü dilsiz ve coğrafyasız tarih yapmanın imkânı olmadığını çok açık bir şekilde görmektedir. Bu teşebbüs l930’larda başlamıştı, yani kendisinin ölümünden biraz evvel talebe alınmaya başlamıştır. 1935-36 ders yılı olacaktır. İlk mezunlar; Halil İnalcık ve Muazzez İlmiye (Çığ) gibi kimselerdir. Daha ortada Ankara Üniversitesi yoktur, Siyasal Bilgiler Okulu (Mckteb-i Mülkiye) nakledilmiştir, daha evvelden kurulan Ziraat Enstitüsü ve 1925 yılında hukuk devrimi yapılsın diye kurulan Hukuk Mektebi vardır. Ancak bu, hukuk devrimi yapacak derecede bir fakülte değildir. Daha sonra mülteci Almanlar gelip hukuk öğretmeye başlamışlar ve bunları bir araya getirerek l940’ta Ankara Universitesi kurulmuştur. Ama asıl parlak unsur Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’dir.
Tarih
Türk Milliyetçiliği öğretimi
Tarih Algısı Bazılarının iddialarının aksine Türk milliyetçi düşüncesi Türk tarihini bir eğitim aracı olarak kullanamadı. Okullarımızda faşist bir eğitim verildiğini, tarih ders kitaplarımızın insanları körü körüne milliyetçi yaptığı iddia ediliyor. Bu memleketin ortaokullarında, liselerinde okuyanlar ve müfredatı gözden geçirenler bu “konuda bir tutarsızlık ve zaaf olduğunu görürler. Avrupa ve Rusya tarih eğitiminin tam aksine, Türk tarih eğitiminin zaafını müşahede ederiz. Bu tarih eğitimi fakir bir edebiyata dayanan, dünya tarihinden gittikçe tecrid edilen bir tarzdır. Peki, Türkler nasıl oluyor da millî bir kimlik çizgisine sahip olabiliyorlar? Çünkü bu coğrafya üzerinde kazanılan önemli zaferlerle büyük değişiklikler meydana geldi. Gene çok önemli savaşlar ve geri çekilmelerle, ıstıraplı toprak kayıplarıyla, göçlerle bugünkü Türk vatanı oluştu. Bunun tarihini bilmiyorsak da millet olarak içinden geldiğimiz yaşam ve büyüdüğümüz kültür bir hakikattir.
Tarih
Sana Kalsın
Günaydın Islak heveslerin, utangaç gülüşü bulut bulut gözlerinde Çocuksu umutların düşü Bir arınma töreni bu Gökyüzüne dua, Teslim olmuş yağmura Özünde sağnak bir heyecan Bırak şimdi korkuyu Ciğerlerinde hisset Yarın koynuna alacağın şu cennetlik kokuyu. - Ketum
Şiir
Tarih, Sanat, Gelişim
Atatürk’ün Tarih Öğretimi Biz Atatürk’le ne gördük? Biz Atatürk’le başka bir tarih öğretimi girişimi ve başka bir iddia ile gördük. Yeryüzünde itibar sahibi olmak öylece büyük devletlerin arasında bulunmak istiyor iseniz ki Türk milleti bunu hak ediyor ve böyledir ve hukukunu korumak zorundadır. Her şeyden önce hukuk sisteminiz de bu platformdaki diğer üyeler gibi olmalıdır. Atatürk bir milliyetçidir. Millî varlık ve itibar meselesi nedir? İsmini ve varlığını koruyan bir milletin bunun için zamanlara ve mekânlara hükmetmesi gerekir. Bu memleketin insanları, Mezopotamya arkeolojisinden başlayarak dünya tarihinde uzman olmalıdırlar. Bu konuları biz öğrenmiyor değildik, ama tercüme ve nakil kitaplardan değil, uzman olarak öğrenmek ve öğretmek lazımdır. Bu memleketin insanları dünyanın ne olduğunu bilmek istiyorlarsa sadece kendi ülkelerini değil, dünya coğrafyasını da tanımalıdırlar. İnsanlar sadece tıb ve mühendislik için değil, tarih için, arkeoloji için, fîloloji dalları için ve güzel sanatlarda ve musikide, orkestra ve operada, kısacası Batı müziğinde çalışmak için dışarıya yollanmaktadır. Bu dallar için eğitim bursu verilmektedir. Opera kurulmaya çalışmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda opera dinleniyordu. Hatta padişahlar opera ve operet truplarını izliyor, hatta muhtelif trupları Saray tiyatrosuna da davet ediyorlardı. Beyoğlu’ndaki tiyatrolarda da bu temsiller veriliyordu. Ama Türkiye opera kurmaya kalkıyorsa, bu önemli bir safhadır. Bunu Atatürk başlatmış, konservatuarlar kurmuştur. Daha önceki Musiki Muallim Mektebi’nin geliştirilmiş bir safhasıdır Ve sahne sanatları, filarmoni ve tiyatro kurumları ve eğîtimi devlet desteğindedir.
Tarih