Tuncer TAMTÜRK

Tuncer TAMTÜRK
Yunus'un eğri odunu.
"Öyle puslu ki hava; şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor." -Kazım Karabekir
Felsefe
Reklam
BİZİM KÖPEKLERİMİZ DAHİ HARAM YEMEZ ... "Döndüm..." dedi Memed. "Gene döneceksin. Senin de mayanda onların mayasında olandan var. Köroğlunun, Pir Sultan Abdalın, Sakarya Şeyhinin..." Birisi aşık, hem pir, hem aşık. Güzel türküler söyler. Alevi, Kızılbaş, asi. Şahın adamı, Şah Alinin, hani Düldül atının sahibi Hazreti Ali var ya, onun adamı. Bu yüzden de padişaha düşman, ona asi. Bir sabah yanında çalışan Hıdırı çağırır, ben bu gece bir düş gördüm Hıdır, der. Düşümde İstanbula gidiyormuşsun, orada Vali olup Sivasa geliyor, beni burada Sivas çarşısında asıyormuşsun. Haydi güle güle. Yazgının önüne geçilmez. Hıdır-dır, pirin ellerine, ayaklarına düşer, aman pirim, yaman pirim, ben seni nasıl asarım, yeter ki Vali olayım. Pir Sultandır, yürü git Hıdır, der, onu yolcu eyler. Hıdır gider, aradan yıllar geçer, Sivasa bir Vali gelir Hızır adında. Bir gün Valinin aklına gelir ki onu düşünde görerek, himmet edip İstanbula yollayan piri Yıl-dızelinin Banaz köyündedir. Hani o Vali olup beni asacaksın demişti ya, ben ona büyük, misli görülmemiş bir şölen çekeyim de görsün, der. Sivasla Banaz arası üç günlük yol. Şölen gününü hazırlar, Sivasın ileri gelenlerini, Beylerini, Ağalarını da çağırır ki pirine nasıl bir saygı gösteriyor Vali, Vali olduğu halde. Sivasla Banaz arası üç günlük yoldur, Vali adamlarını göndertip Pir Sultan Abdalı sarayına getirtir, o şölen yerine gelirken huzurunda niyaza varır. Pir buna derecesiz sevinir ya içinde de bir kuşkusu vardır. Bu Hıdır Hızır olmuştur ve hem de Osmanlı... Bir kişi Osmanlı olmuşsa ona güven olmaz. Bir de düşünü görmüştür pir. Derken şölen başlar. Sofrada türlü yemekler vardır, buralarda görülmemiş, bilinmemiş. Sofrada kuş sütü eksik. Herkes yemeği yemeye başlamış, Pir Sultan öyle elleri kolları bağlı gibi durup durmuş. Hızır Paşanın
Edebiyat
Aşk-ı pazar eylediler, altını, gümüşü, pırlantası satın alamadı da, bir kefenbezine gitti. /Ketum
Edebiyat
Uçurumun kenarına getirilen birisinden ne beklersin, ya herşeyden vazgeçip atlayacak yada son bir kere kurtulmak için oraya getirenlerle mücadele edecek. Bir de üstüne mücadele edersen, yardım ederim diyen bir yabancı var. Ve azımsanmayacak bir topluluk, bu umuttan vazgeçileceğine inandırıldı. Ne hazin, bu ülke uçurumun kenarına ilk kez mi geldi sandınız, ilk kez mi bir umudun kanadına tutunup ayağa kalktı. Bunlar ülkesini tanımayan, tarihini okumayan, kıldan medet arayıp, akıldan ayrılanların, zavallılığında şamataya doyanların, kin'le yatıp, kim'le uyandığını bilmeyenlerin sonu karanlık yoludur. Ve biz karanlık yolların, ayan yolsuzlukların, kabullenilmiş yoksullukların karşısında, Muassır medeniyetlerin zirvesine, Nazlı Hilali dikmeye borçlu bir neslin evlatlarıyız. Bir uçurumdan atlamaktansa umutsuzca, Elma dağında, bir Yörük çadırın gölgesinde, albayrağa sarılmış kutsal bir bedenin parçalanmış ruhlarıyız.
Siyaset
İstanbul darmadağın olacak
“De gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim İstanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi, darmadağın! üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!“ /Küçük İskender – De Gülüm
Şiir
Reklam