Hayatınızın ne kadarını özgürce yaşıyorsunuz?Birşeyleri eleştirmek isteseniz veya alaya alsanız bunlar neler olurdu?
Bu kitap aklınıza gelebilecek tüm yaşamsal kavramları ters yüz ediyor, yaşamı farklı bir algıyla yaşayan bir kişinin dünyayı en ilkel, felsefik yönüyle keşfediyorsunuz. Felsefeyle sanatın birbirine en yakın iki arkadaş olduğunu altını çizdiğim cümlelerle bana ispat etti yazar.
Kitabı sevmeyenler illa ki olmuştur, fakat zıt düşünceyi seven eleştirel düşünmeyi öğrenmek isteyen herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
İçerisinde kadınlara karşı aşağılayıcı söylemler bolca olmasına rağmen, belki de en fazla bu konuda kendiyle çeliştiğini de okuyucunun algısına bırakıyor. Zira yine, en düşüp çıkamadığı tutkusu yine de kadınlar olarak kalıyor.
Kayıp giden zamanın içinde, düşünüp hayatı anlamlandırmaya çalışan iki kafadarın hayat hikayesi konu edilmiş. Hayattaki en korkulmaz olan şeyler; fikirlerin içinden sıyrılıp söze dökülmesini bize bu kitapta anlatmış.
Kazancakis’in mezar taşında yazılı olanlar bize kitabı özetler nitelikte: “Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm”
Bu hayat herkesten daha çok korkusuzların bir hayatı değil midir?
Severek okudum, tavsiye ederim. ZorbaNikos Kazancakis
İnsanın her şeyi tanımlayıp fikir sahibi olduğu fakat kendisini en az tanıyabildiği bir dünyadayız.Bilinçli veya bilinçsiz kendimiz hakkında olumlu/olumsuz yönlerimizi tanımlayamamış olabiliyoruz. Yazar, insanın kendisi ve onu etkileyen çevresi hakkında psikolojik etkileri klinik deneylerle ve kişisel çözümlemelerle anlatmış. Bir çok yerde benim de kendimde izler bulduğum bir kitap oldu.İyi ki okumuşum, kişiliğime katkı yapan güzel bir psikolojik destek niteliğinde.
Kitabın içeriğinde, nevrotik kişilerden narsistlere, toplum ve aile baskısının getirdiği sonuçlardan yaşam ve ölüme kadar geniş bir yaşam bilgeliğini barındırıyor.