Uzun bir inceleme ve özet halinde inceleyeceğim. Spoiler içerebilir.
Giriş
Öncelikle, bu gotik kitaba mektuplarla başlıyoruz. Oldukça tutkulu bir adamın, keşif yapma arzusu doğrultusunda, kendine kuzeninden miras kalan parayla bu arzusunu gerçekleştirmek için vahşi okyanuslara kendini atışını okuduk. Başlarda asıl hikayeyle nasıl bağlantılı olacağını merak etmedim değil açıkçası ve bu yüzden buraları okuması bana zor geldi.
Daha sonra buzullarda mahsur kalan gemisine aynı kendisi gibi arzularının kurbanı olmuş bir adam geliyor ve aralarında bir sohbet başlıyor. Gemiye gelen adam tabii ki Frankenstein’dan başkası değil. Kaptan Walton’un da kendisi gibi başarı hırsı ve takıntısı doğrultusunda ilerlediğini görünce onların esiri ve kurbanı olmaması için Frankenstein’ın kendi hayat hikayesini ve onun bu şekilde perişan olmasına yol açan olaylar silsilesini anlatışına şahitlik ediyoruz.
Frankenstein’ın Kendi Olma Hikayesi
Başlarda onun hayat hikayesini, aile yapısını ve nasıl bir çocukluk geçirdiğini okuyoruz. Neşeli ve kaygısız tabii ki. Daha sonra kendisinin bilime meraklı olduğunu ve bu merakını o dönemin geride kalmış simya yazarlarıyla gidermeye çalıştığını görüyoruz ki bu da hikayemizin “bilim kurgu” yönünü ortaya koyuyor. Daha sonra, uzunca bir ara verdikten sonra yani, yine bilim merakının ve bu yönde bir başarı yakalama takıntısının esiri oluyor. Tabii bunu tetikleyici bazı olaylar yaşıyor hayatında. Üniversite eğitimi için memleketinden ayrıldığında kendisi tabiri caizse yakınlarından bütün bağını kopartıp inzivaya çekiliyor. Burada, ilerideki olaylara benzer bir ayrıntı var bence. Üniversitede okurken birisi sert mizaçlı ve patavatsız olan ve onu acımasızca eleştiren, öteki ise ona karşı anlayışlı olup onu, çalışmalarında nazikçe yönlendiren iki profesör var.