Kaan Murat Yanık’ın okuduğun 4. Kitabıdır. Bu yazarın hayal dünyasına, tarihi bilgisine ve kültürüne cidden hayranım. Merak edip yazarı incelediğimde 88 li olup İstanbul’da özel bir üniden mezun olduğunu görüp şaşırmıştım. Hem çok genç hem de özel üniye rağmen kendini baya yetiştirmiş olması benim yazara daha da hayran bıraktı doğrusu. Kitap yine çok akıcı ve Butimar daki gibi iki yakın Arkadaş ve güzel bir kadını işliyor. Ayrıca savaş da ortak yanları. Butimar’dan farklı pek çok yanı da var tabii. Firuz ve Ayvaz aynı kadına aşık oluyor ve zühre yıldızındaki hikaye gibi bu kadın onların bir şekilde arasını açıyor. Kitap 1940 larda geçiyor yani 2. Dünya savaşı Hitlerin kıyım zamanları. Bakü’de SSCB himayesi altında ve bu gençler de hem Türklüklerinden vazgecemiyor hem de kendılerını Rus gibi hissediyor. Namaz kılmıyorlar ama domuz eti yemıyor asla içki içmiyorlar. Batı ve doğu karmaşası içinde bir de savaşa katılan gençler casus da olunca aşk hikayeleri, sincap Nohut’la uğraşıları ve piramit ziyaretleri arasında kitap akıp gidiyor cidden. Ben diğer kitapları gibi bunu da çok beğendim gençler. Benim tarzıma oldukça uygun bir romandı. Umarım sizler de okur beğenirsiniz saygılar efenim
DünyasızlarKaan Murat Yanık · Turkuvaz Kitap Yayınları · 20204,209 okunma
Mehmet Rauf’un Eylül isimli ilk psikoloji kitabını okumaya ancak niyetlendim o da bu sayfa sayesinde oldu. Okuyacağım kitaplar arasına kaydettim ve ilk fırsatta da aldım. Kitabı genel olarak çok beğendim. Genellikle izlediğim film ve romanlarda olayların akışını ya da gizli olan şeyi hemen bulan biri olarak, bu romanın beni şaşırttığını açık bir şekilde söyleyebilirim. Burası romanı okuyamayanlar için “spoiler şeklinde olacak” o yüzden uyarayım. SPOİLER!!! İlk olarak, Suat ve Süreyya’nın bağda sıkılıp yalıya geçmeleri ile Süreyya’nın Suat’tan sıkılıp başka kadınlara gideceğini bunun da Suat’ı Necib’e yönlendireceğini/yaklaştıracagını düşündüm. Ama hiçte böyle olmadı. İlk Necib aşık oluyor Suat’a ve Suat bunun hiç farkında değil başlarda. Bir eldiven meselesiyle olaya ayıyor sonradan o da aşık oluyor Necib’e. Necib Süreyya’nın kuzeni o yüzden sık gelip gidiyor evlerine, bu da aile arasında bile dedikoduya sebep oluyor. Süreyya da Boğaziçi’ndeki yalıya taşındıktan sonra cidden Suat’tan uzaklaşıyor ama sebepleri kadınlar değil kayık, balık gibi şeyler oluyor. ‘Spoiler burada bitti’
Neyse sonunu da tahmin edemedim. Sonunu size söylemeyeceğim elbette ama Mehmet Rauf eşsiz bir yazar kesinlikle. Bir kere sıradışı bir kalemi var. Asla sıradan, tahmin edilen şekilde ilerlemedi kitap benim için. Bir de o kadar uzun betimlemeleri nasıl yazabilmiş okurken hayret ediyor insan. Evet bazı yerlerde epey sıkıldım kabul ediyorum yine de oldukça akıcıydı kitap. Ben genel olarak beğendim kitabı dostlar. Okumanızı da ısrarla tavsiye ederim
Bu yazarın okuduğum 3. Kitabıdır bu eser. Okurken ürperiyor insan. Yaşanılan fiziksel ve ruhsal zorluklar… insanların yok yere ölmesi ya da mucizevi şekilde yaşatılması.
Düşünüyorum da eski zamanlarda yani 18. Ve 19. yy da ölmek nasıl da kolaymış. O zamanlar
hastalıklara çözüm bulunamıyor doğumlar tarlalarda yapılıyormuş. Bu kitapda da bunları gördüm daha doğrusu okudum. Şindi hastanelerde rahatça yapılan doğumlar hemen çözüme kavuşan hastalıklar… ama haksızlık etmeyelim bu güne de! Bu zamanın hastalıkları da bambaşka şeyler şimdi. Mesela çözüm bulunamayan kanser, otoimmün hastalıklar, otizm ve SMA’lı çocuklar. Eskiden hastalıklar bambaşka ve ölümler yüzlerce imiş şimdi de ise ölümlerin sebebi başka hastalıklar. Obezite mesela! O da apayrı bir konu ya neyse!
Kitaba gelecek olursak, kitabı yaklaşık 2 saatte bitirdim baya akıcı bir dili var ve okurken doktora hak vermemek elde değil hatta onunla korkuyor/ ürperiyor, şimdi ne olacak bile diyor insan. Doktorluk zor zanaat kısacası. Evet mesleğini kötüye kullanan doktor da çok ama onlardan bahsetmiyorum şu anda. Çok sevdiğim kişilikli doktorlar var ve onlara minnetin de saygım da sonsuz tabii ki. Kısacası ben kitabı çok beğendim tavsiye ederim dostlar
Roman, üzerine kaynar su dökülmüş, açlık ve soğukla mücadele eden zavallı sokak köpeği Şarik‘in anlatımıyla başlar. Hayatta kalmayı başaran Şarik, kendisine sucuk veren bir beyfendinin peşinden gider ve olaylar bu şekilde başlamış olur. Saygın doktor Filip Filipoviç köpeği denek olarak kullanır ve aslında amacı onu sadece gençleştirmekken bir anda köpekten insan yaptığını farkeder, ve geri dönmek için de artık çok geçtir, Bunun da sebebi hipofiz bezinin mucizesidir yalnızca. İnsana dönüşen köpek Şarik, ahlaksız, şarhoş ve açgözlü birine dönüşmüştür. Kitabın sonu da oldukça etkileyiciydi şimdi spoiler vermeyeyim okuyacaklara…
Kitap da, sokak hayvanlarının neler yaşadığı, o zamanın Rusya’sında yaşanan halk ayrımı ve fakirlik gözler önüne serilmiş. Ben okuduğum yüzlerce kitap içinden bunu da çok beğendiğimi net bir şekilde söyleyebilirim. Mihail Bulgakov’un diğer kitabı ‘Usta ve Margarita’ gibi etkilenmemenin mümkün olmadığını vurgulamam gerek. Tavsiye edilir dostlar iyi okumalar
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
Momo 9-10 yaşlarında bir çocuktur. Mahalleye bir gece ansızın gelmiş ve mağaraya yerleşmiştir. Mahalleli ona yardım etmiş ve ihtiyaçlarını da karşılamışlardır. Bir süre sonra herkes Momo’ya adeta tapınmıştır. Öyle ki; dilden dile yayılan Momo bir atasözü haline gelmiş ve insanlar, sıkıntılı arkadaşlarıyla karşılaştıklarında “Bir Momo’ya git sen.” Sözü dillere pelesenk olmuştur.
Momo’nun en yakın iki arkadaşı vardır. İlki ihtiyar olan Beppo’dur. Kendisi bir çöpçüdür. En büyük özelliği de, sorulara cevap vermeden önce uzun düşünmesi ve kelimelerin anlamlarına da fazla dikkat etmesidir. Bir diğeri ise, Gigi’dir. Gigi, şehrin masalcısıdır. Ve herkes gibi onun da ilham kaynağı Momo’dur.
Herkes mutlu ve huzurluyken şehre duman adamlar gelir ve Zaman tasarrufçusuyuz diyerek insanların tüm huzurlu ve mutlu anlarını ellerinden alırlar. Ancak onların önünde koskoca bir Momo engeli vardır. Hissiz insanlara bile gerçek duyguları yaşatan bu küçük kız, duman adamların başına bela olmuştur. Momo, Gigi, Beppo ve diğer çocuklar birleşip protesto etmiş ve duman adamların dikkatini çekmişlerdir. Duman adamlar Momo’yu tüm şehirde ararken, Momo yeni keşfettiği küçük dostu kaplumbağa ile uzun bir yolculuğa çıkmıştır bile. düşündükleri sırtında beliren bu kaplumbağa; Momo’yu sağ salim Hora Ustaya ulaştırabilmiştir. Hora usta zaman bekçisidir ve Momo’dan duman adamlara karşı savaşmasını ister.
Oldukça akıcı bir dille anlatılan kitap içinde pek çok mesaj barındırmaktadır. Arkadaşlık sevgisi, yardımlaşma, zaman korkusu ve korktukça derinleşen yalnızlık ve beraberindeki acılar… günümüze ışık tutan roman bize ince bir ayarda vermekte aslında. Zamanı kaçırmamak adına sevdiklerinizden uzaklaşmak ve bencilleşmek. Parayı hep en üste koyup anıları göz ardı etmek. Ben bu kitabı çok beğendim ve
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma