Öğle Arası
Kahvaltını tamamladıktan sonra, pazar sabahı yazıyordun. Bazen yazarsın, *arzu edilen şeyin ne kadar az arzu edilmeye değer olduğunu gösterinceye kadar, notlar şeklinde karalama yapar çalışmam dersin. Belki bu yazıda onlardan biridir, dersin. Neyle yazdığının senin için pek bir önemi yoktur. Uzunu kısası her renkte kalem olabilir, kurşun kalem de olabilir, dolma kalemde, ucuz bir tükenmez kalemde. Fark etmez senin için. Yalnızca yazarsın, karelisine, çizgilisine, çizgisizine, notalı olanına. Bugün de yazacak bir şeyler vardı, daha önce aklına takılan onlarcası arasından arıyor, bulamıyordun, satrançla ilgili bir şeydi. O sıra unutmamalıyım dediğin şeydi. Neydi? Genç adam rahatlayarak ''Tamam buldum,'' diye iç geçirdi tebessümle. ''kaybetmekle ilgiliydi.''
Kaybetmek üzerine: Bir kazanan vardır bir de kaybeden. Bazen kaybedersin bazen kazanırsın. Kimine geçmiş kaybedilmiştir ve gelecek kazanılması gereken bir şeydir. Kazananlara rastlarsınız. Fakat o aslında en büyük kaybeden olur. Tarih kazananları yazar, oysa bazen kaybettiği o an için mutlak görülen, kendisinden sonraki zamanları da etkisi altına alabilir. Böyle yazarken, yoksa belagatin şehvetine kapıldığım için mi böyle yazıyorum? diye sorduğun olur. Aklından bunlar geçince de yazmayı bırakma zamanının geldiğini anladığın olur. Ender zamanlarda okuduğun ender kitaplar düşer aklına ve onlara bağlı şeyler. Seçerek okursun onları. Adeta konuşursun onlarla aklına hitap ederler ve ince mizaçlı ruhun hareket halindedir. Böylelikle ruhun (düşünce hazzı anlamında), sokak kedisini okşarken nasıl sevinçle dolarsa öyle doyar.
Yazmasına ara veren genç adam, çayını yudumlarken, ‘’Uykusuz bıraktığı için klasik Türk kahvesi içtiğim günleri tekrar yaşıyorum sanki.’’ dedi gülümseyerek kendi kendine sessizce. Çay