Ertuğrul Bey, pınarın yanındaki koca çınarın gölgesine gömülmeyi vasiyet etmişti. Burası Bilecik yolu üstünde, bağlık bahçelik bir tepeydi. Ertuğrul Bey yatağa düşmeden önce, yanına çoğunlukla Akçakoca'yı, torunu Orhan Bey'i, bunları bulamazsa Saltuk Alp'ı ya da Kara Mürsel'i alıp yavaş yavaş yokuşu çıkar, çınarın gölgesine otururdu. Orhan Bey'in dediğine bakarsan konuşmazmış çokluk... Pınarın sesini dinler, dalarmış Bilecik tepelerine... Koca bir Ertuğrul Gazi de olsan, elden ayaktan düştün mü, uzakları özlersin besbelli... Gitmeyi canının çekip gidemediğinden... Kısacası, elden ayaktan düşmek, gözünün ferini yitirmek kötü... Neden istemedi bakalım Söğüt'ün mezarlığını Ertuğrul Bey'imiz? Göz yalımı yoktur çünkü...