DİKKAT SPOİLER İÇERİR
Ne zaman bir kitabı yadırgasam, kitabı bitirince o kitaba karşı muhakkak büyük bir hayranlık duygusu içinde doğar. Ne demişler: “En büyük aşklar nefretle başlar.” İşte o eserlerden, o kitaplardan biriydi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu.
Değer verdiğim bir hocam, bu eserin Suç ve Ceza romanından daha iyi olduğunu söylemişti ve ben de asla inanmamıştım. Hatta içten içe gülmüştüm. Fakat şimdi hakikat gözümün önüne serildi. Matmazel Noraliya'nın Koltuğu eserini bitirdiğimde yazarın kalitesini, kelimelere dokunuşlarını çok yakından hissettim.
Peyami Safa'nın seslere, kelimelere dokunuşu; çağrışımları, seslerin manaya katacağı farklılıkları eserde en çok ilgimi cezbeden kısımlar oldu. “Ferit, Ferid, it, id, t, d–t, değil d...” Burada bile seslerin manaya dokunuşu var.
Gelelim eserin içeriğine… Eser, başlarda Ferit’in psikolojik bunalımlarıyla beni çok sıktı; güzeldi ama eserin ikinci bölümü mana ve biçim bakımından muazzamdı.
“Ben kimim?”
Hayata bu soruyla başlarız değil mi? Kişinin kendini bilmesi gerekiyordu; benliğini unutması ve kendini bilmesi… Bu eser bana bunu bir kere daha hatırlattı:
“Kendini bilen haddini bilir. Haddini bilen Rabbini bilir.”
Kişinin haddini bilmesi; sınırlarını keşfetmesi ve keşfedilmemiş uçsuz bucaksız kıtaları keşfe çıkması demektir. Kişinin sınırlı olduğunu idrak etmesi, sonsuzluk fikrine ulaşmasının anahtarıdır.
Peyami Safa, felsefeye eserinde oldukça yer vermiş. Eserin nispeten daha derin kısımlarından biriydi ve bu da çok hoşuma gitti. Eserde benliğini yıkmaktan bahsediyordu. Nedir benliğini yıkmak? Bu soruya eserde cevap bulabilirsiniz:
“Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dahileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır. Bütün bu ideallerde müşterek olan şey