Oscar Wilde ~ Önemsiz Bir Kadın
Yazardan daha önce Mutlu Prens isimli kitabı okumuştum. Bu okuduğum ikinci eseri oldu.
Kitap, 4 perdeden oluşan bir tiyatro eseri. Okuması kolay olması sebebiyle 2 oturuşta bitirdim. Tiyatro metni okurken en zorlandığımız kısım; kitaptaki karakteri akılda tutmak. Okudukça alıştım ve kendimi kitabın içinde buldum.
Oyun, İngiliz lordları ve leydileri arasında geçiyor. Ahlaki değerler, cinsiyet rolleri, aşk ve evlilik, kadının toplumdaki yeri ile ilgili konular konuşuluyor. Erkeklerin hataları çoğu zaman görmezden gelinirken, kadınlar aynı durumda ağır şekilde yargılanıyor. Bu durum, eserin merkezindeki kadın karakter üzerinden güçlü bir şekilde gösterilir: toplumun “önemsiz” dediği kadın aslında en ahlaklı ve en güçlü karakterlerden biridir.
Eser, “kadının toplumdaki yeri” konusunu da işler. Kadınların sadece evlilik ve itibar üzerinden değerlendirildiği bir düzene karşı eleştiri vardır. Kadının birey olarak değeri, toplum tarafından çoğu zaman yok sayılır. Maalesef bu sorunlar günümüzde hâlâ yaşanmakta.
Çok sert ve çarpıcı eleştirler içeren bir kitaptı. Üzerine durup düşündüren türden. Eserde “önemsiz” görülen kadının aslında değerli olması, Wilde’ın da toplum tarafından yanlış anlaşılmasıyla paralellik gösterir.
Oscar Wilde, dönemin katı ahlak anlayışının sonucu olarak cinsel yönelim nedeniyle yargılanıp iki yıl hapse mahkum edilmiştir. Kitapta onun topluma bakış açısını ve yaşadığı döneme dair eleştirilerini yansıtır. Benim severek okuduğum bir kitap oldu.
Oscar WildeÖnemsiz Bir Kadın
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Orhan Kemal ~ 72. Koğuş
Orhan Kemal’in kalemiyle tanıştım ve çok sevdim!
72. Koğuş, bir cezaevindeki en yoksul ve en dışlanmış mahkûmların kaldığı koğuşta geçiyor.
Bu koğuşta kalan insanlar toplumun en alt tabakasından: açlık, sefalet ve çaresizlik içindedirler. Bu koğuşta neler yapıyorlar; İzmaritine zar atıyorlar; Yani bir duman çekmek için… Bedenlerini kasa gibi kullanıyorlar; bozuk paraları yutup midelerinde saklıyorlar. Çünkü cezaevinde para yasak. Para demek yemek, sigara, küçük ayrıcalıklar demek.
Isınmak için kıyafetlerini yakıyorlar. Ampülü bile satacak dereceye geliyorlar.
Çöpten besleniyorlar. Kışları ölüm kol geziyor.
Kitabı okurken yüreğim burkuldu. Sefilliğin insanı ne boyutlara getirdiğini, açlık karşısında insan psikolojisinin nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Romanı bitirdikten sonra içimde bir ağırlık kaldı. Çünkü Orhan Kemal burada sadece mahkûmları değil, insanın açlık karşısındaki gerçek yüzünü anlatmış. 72. Koğuş aslında bir cezaevi odasından çok daha fazlası.
Orası güçlünün zayıfı ezdiği, paranın karakteri belirlediği, açlığın ahlaktan daha baskın olduğu, umudun sürekli kırıldığı küçük bir toplum modelidir.
Koğuşta para kimin elindeyse söz hakkı onda.
Orhan Kemal burada şunu sorgulatıyor:
İnsan kötü müdür, yoksa şartlar mı insanı kötü yapar?
Son 20 sayfa beni yerden yere vurdu sanki.
En çok da bir karakterin demir parmaklıklarda sevdiğinin yolunu gözlerken vefat etmesi çok etkiledi.
Yazarın yazım dilini de sevdim. Kitap çoğunlukla diyalog hâlinde ilerlediği için çok kolay okunuyor. İşiniz olmasa bir oturuşta bitirebilirsiniz. Orhan Kemal’in diğer kitaplarını da merak ediyorum. Bundan sonraki okuyacağım kitabı ‘Cemile’ olacak. 72. KoğuşOrhan Kemal
Romanın ana karakteri Yunjae, beynindeki amigdala bölümünün küçük olması nedeniyle korku, öfke, heyecan gibi güçlü duyguları hissedemeyen bir çocuk. İnsanların mimiklerini ezberleyerek “normal” görünmeye çalışır. Annesi ve büyükannesi onu hayata hazırlamaya çalışırken trajik bir olay yaşanır ve Yunjae tek başına kalır.
Okulda tanıştığı öfkeli ve asi bir çocuk olan Gon ile kurduğu arkadaşlık, hikâyenin dönüm noktası olur. Roman, “duygusuz” görünen birinin aslında ne kadar derin bir insan olabileceğini sorgular.
Sade ve akıcı bir dili var. Kolay okundu. Duygusal derinliği olan ve sakin ilerleyen bir kitaptı. Çok sevdim Won-pyung SohnBadem
Kahve Soğumadan Önce serisinin üçüncü kitabı. Konu ilk iki kitapta olduğu gibi aynı. Bir kafe var ve insanlar bir sandalyeye oturup kahveleri soğuyana kadar geçmiş/geleceğe gidip geri dönüyorlar. Geçmiş ya da geleceği değiştirmemek kaydıyla. Bu kitapta diğerlerinden farklı olarak geçmiş ve geleceği değiştirmeden bulunmak istediğimiz konuma gitmenin asıl nedeni anlatılıyor. 4 farklı hikaye anlatılıyor. Mekan aynı karakterler farklı. İlk iki kitabı okuyalı uzun zaman olduğu için karakterlerin bazılarını unutmuştum. Bunun içinde giriş sayfasına ‘karakterlerin ilişki haritası’ konulması çok iyi olmuş. Yazarın anlatımı çok çok sade. Basit cümleler kullandığı için okumamızı da kolaylaştırıyor. Sonu mutsuz bitti keşke öyle olmasaydı sevdiğimiz bir karakterin ölmesi eminim bütün okurları üzmüştür. Beni en çok Kız Kardeş hikayesi etkiledi. Duygu yoğunluklu bir hikayeydi. Karakterlerin iç dünyalarını çok güzel yansıtmış yazar. Dördüncü kitabı alır mıyım bilmiyorum. Aynı konu ve yine yeni karakterler eklenecek bu yüzden almaya pek istekli değilim. Seriye doydum gibi. Anılar Solmadan ÖnceToshikazu Kawaguchi
13 yaşındaki Pia’nın yaşadığı kenti İspanyol gribi sarmasıyla ölümcül bir pandeminin ortasında bulur kendisini. Zorluklara tek başına göğüs germek zorunda kalır. Dayanıklılığı, cesareti, olumsuzluklar karşısındaki kararlılığı ve asla ümidini yitirmemesi çok güçlü bir karakter olduğunu gösteriyor. Gerçekliğe dayanan bu kurgu tüyler ürpertici. Ellen Marie Wiseman’dan okuduğum üçüncü kitap ve yine usta kalemine hayran kaldım
Ellen Marie WisemanYetim Koleksiyoncusu