Oscar Wilde ~ Önemsiz Bir Kadın
Yazardan daha önce Mutlu Prens isimli kitabı okumuştum. Bu okuduğum ikinci eseri oldu.
Kitap, 4 perdeden oluşan bir tiyatro eseri. Okuması kolay olması sebebiyle 2 oturuşta bitirdim. Tiyatro metni okurken en zorlandığımız kısım; kitaptaki karakteri akılda tutmak. Okudukça alıştım ve kendimi kitabın içinde buldum.
Oyun, İngiliz lordları ve leydileri arasında geçiyor. Ahlaki değerler, cinsiyet rolleri, aşk ve evlilik, kadının toplumdaki yeri ile ilgili konular konuşuluyor. Erkeklerin hataları çoğu zaman görmezden gelinirken, kadınlar aynı durumda ağır şekilde yargılanıyor. Bu durum, eserin merkezindeki kadın karakter üzerinden güçlü bir şekilde gösterilir: toplumun “önemsiz” dediği kadın aslında en ahlaklı ve en güçlü karakterlerden biridir.
Eser, “kadının toplumdaki yeri” konusunu da işler. Kadınların sadece evlilik ve itibar üzerinden değerlendirildiği bir düzene karşı eleştiri vardır. Kadının birey olarak değeri, toplum tarafından çoğu zaman yok sayılır. Maalesef bu sorunlar günümüzde hâlâ yaşanmakta.
Çok sert ve çarpıcı eleştirler içeren bir kitaptı. Üzerine durup düşündüren türden. Eserde “önemsiz” görülen kadının aslında değerli olması, Wilde’ın da toplum tarafından yanlış anlaşılmasıyla paralellik gösterir.
Oscar Wilde, dönemin katı ahlak anlayışının sonucu olarak cinsel yönelim nedeniyle yargılanıp iki yıl hapse mahkum edilmiştir. Kitapta onun topluma bakış açısını ve yaşadığı döneme dair eleştirilerini yansıtır. Benim severek okuduğum bir kitap oldu.
Orhan Kemal ~ 72. Koğuş
Orhan Kemal’in kalemiyle tanıştım ve çok sevdim!
72. Koğuş, bir cezaevindeki en yoksul ve en dışlanmış mahkûmların kaldığı koğuşta geçiyor.
Bu koğuşta kalan insanlar
Romanın ana karakteri Yunjae, beynindeki amigdala bölümünün küçük olması nedeniyle korku, öfke, heyecan gibi güçlü duyguları hissedemeyen bir çocuk. İnsanların mimiklerini ezberleyerek “normal” görünmeye çalışır. Annesi ve büyükannesi onu hayata hazırlamaya çalışırken trajik bir olay yaşanır ve Yunjae tek başına kalır.
Okulda tanıştığı öfkeli ve asi bir çocuk olan Gon ile kurduğu arkadaşlık, hikâyenin dönüm noktası olur. Roman, “duygusuz” görünen birinin aslında ne kadar derin bir insan olabileceğini sorgular.
Sade ve akıcı bir dili var. Kolay okundu. Duygusal derinliği olan ve sakin ilerleyen bir kitaptı. Çok sevdim
Kahve Soğumadan Önce serisinin üçüncü kitabı. Konu ilk iki kitapta olduğu gibi aynı. Bir kafe var ve insanlar bir sandalyeye oturup kahveleri soğuyana kadar geçmiş/geleceğe gidip geri dönüyorlar. Geçmiş ya da geleceği değiştirmemek kaydıyla. Bu kitapta diğerlerinden farklı olarak geçmiş ve geleceği değiştirmeden bulunmak istediğimiz konuma gitmenin asıl nedeni anlatılıyor. 4 farklı hikaye anlatılıyor. Mekan aynı karakterler farklı. İlk iki kitabı okuyalı uzun zaman olduğu için karakterlerin bazılarını unutmuştum. Bunun içinde giriş sayfasına ‘karakterlerin ilişki haritası’ konulması çok iyi olmuş. Yazarın anlatımı çok çok sade. Basit cümleler kullandığı için okumamızı da kolaylaştırıyor. Sonu mutsuz bitti keşke öyle olmasaydı sevdiğimiz bir karakterin ölmesi eminim bütün okurları üzmüştür. Beni en çok Kız Kardeş hikayesi etkiledi. Duygu yoğunluklu bir hikayeydi. Karakterlerin iç dünyalarını çok güzel yansıtmış yazar. Dördüncü kitabı alır mıyım bilmiyorum. Aynı konu ve yine yeni karakterler eklenecek bu yüzden almaya pek istekli değilim. Seriye doydum gibi.
13 yaşındaki Pia’nın yaşadığı kenti İspanyol gribi sarmasıyla ölümcül bir pandeminin ortasında bulur kendisini. Zorluklara tek başına göğüs germek zorunda kalır. Dayanıklılığı, cesareti, olumsuzluklar karşısındaki kararlılığı ve asla ümidini yitirmemesi çok güçlü bir karakter olduğunu gösteriyor. Gerçekliğe dayanan bu kurgu tüyler ürpertici. Ellen Marie Wiseman’dan okuduğum üçüncü kitap ve yine usta kalemine hayran kaldım