17 Yaşından bu yana STK’larda yer aldım. Son 25 yıldır kadın ve çocuklar için gönüllü olarak çalışıyorum.Emekliyim. Üç ayrı kitap kulübünde Ayda birer kez okuduğum kitapları tartışıyorum. Evliyim, anneyim.Hayvanseverim.
Lütfi bütün insanlık duygu larının, insanda ne ki iyiyse dışında kalmış, inanılmaz hayasızlıkta birisiydi. Bir onursuzluk, inançsızlık, yırtıklık, hiçbir kutsallık tanımama deliliğindeydi. Önüne gelene dalkavukluk eder, dalkavukluk ettiği kişi dişini geçireceği birisiyse tam arkasından başlardı o adamla kavgaya.
Sayfa 19 - YKY YAYINLARI,15.Baskı, Ocak 2012·Kitabı okudu
"Bu tür sofu çevrelere tahammülüm yok." Verdurin'lere sofu sıfatının yakıştırılmasına önce bir anlam veremedim, ama Saint-Loup'nun cümlesinin sonu, düşüncesini aydınlattı, çoğu kez zeki insanların benimsediğini görüp şaşırdığımız ifade biçimlerine taviz verdiğini ortaya koydu. "Bu tür çevrelerde," dedi, "bir aşiret, bir tarikat, bir cemaat oluşturulur. Bir mezhep olmadıklarını iddia edemezsin; mezhebe ait olan insanlar el üstünde tutulur, olmayanlar yer den yere vurulur. Mesele Hamlet için olduğu gibi olmak veya olmamak değil, oraya ait olmak veya ait olmamaktır.
Sayfa 389 - YKY 924, 24. Baskı, İstanbul Haziran ,2024, Haziran·Kitabı okudu
Mesafe denilen şey, uzayın zamana oranından başka bir şey değildir ve zamanla birlikte değişir. Bir yere gitmenin zorluğunu bu zorluk azaldığı anda geçerliliğini kaybeden bir miller,kilometreler sistemi ile ifade ederiz. Sanat da bundan etkilenerek değişir. Çünkü iki ayrı dünya ya aitmiş gibi görünen iki köy, boyutları değişen bir manzarada birbirlerine komşu olurlar.
Sayfa 365 - YKY 924, 24. Baskı, İstanbul Haziran ,2024, Haziran·Kitabı okudu
M. de Charlus, tam olarak geliştirilmemiş gerçek sanatsal yeteneklere sahip olduğu gibi, annesiyle karısını da, dükten çok daha fazla sevmişti; yıllar sonra bile, onlardan söz edildiğinde, gözleri dolardı, ama gözyaşları, tıpkı alnı sürekli terleyen aşırı şişman bir adamın teri gibi, yüzeyseldi. Aradaki tek fark, çok terleyen şişmanlara, "Ne kadar çok terliyorsunuz!" dememiz, ötekilerin gözyaşlarını ise, görmezden gelmemizdir. Biz derken sosyeteyi kastediyorum, çünkü halk, adeta bir hıçkırık, bir kanamadan daha önemliymişçesine, gözyaşla- rından endişe duyar. Karısı öldüğünde M. de Charlus'ün gark olduğu keder, yalan söyleme alışkanlığı sayesinde, bu kedere uygun düşmeyen bir hayatı dışlamıyordu. Hattâ cenaze töreni sırasında, korodaki bir çocuğa adını ve adresini sormanın bir yolunu bulduğunu daha sonra ima etme alçaklığını bile göstermişti. Doğru da olabilirdi.
Sayfa 326 - YKY 924, 24. Baskı, İstanbul Haziran ,2024, Haziran·Kitabı okudu