Yazar komünist bir perspektifle kapitalizmi oldukça sert bir şekilde eleştiriyor. Ona göre sistem, insanların “tembellik hakkını” ellerinden alarak burjuvayı besliyor. Hatta burjuvazinin, inanmadığı halde dini söylemleri yaymayı planladığını; çünkü dinin dünyayı bir “çile yeri” olarak tanımlayarak insanları çalışmaya daha kolay yönlendirdiğini savunuyor.
Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta, Antik Çağ filozoflarına yapılan gönderme. Bu filozoflar çalışmayı hor görmüş, özgür insan için değersiz bir uğraş olarak nitelendirmiştir. Onlara göre çalışmak, kölelere özgü bir durumdur.
Yazar ayrıca Tanrı’nın 6 gün çalışıp sonra dinlenmeye çekildiği düşüncesini de ele alır ve bunu deist bir bakış açısıyla yorumlar: Tanrı dünyayı yaratmış ve sonrasında geri çekilmiştir.
Kendi açımdan bakarsam; çalışmaya karşı değilim. Hatta tamamen boş duran insanın hem kendisi hem de çevresi için tehlikeli olabileceğini düşünüyorum. Ancak şuna karşıyım: Eğer birileri rahat etsin diye çalışıyor ve bunun karşılığını alamıyorsam, bu çalışmak değil, köleliktir.
Sonuç olarak kitap, “tembellik” gibi genelde olumsuz bir kavramı savunarak okuyucuyu rahatsız eden ama aynı zamanda düşündüren bir metin sunuyor.