"Sanayileşme tabiatı öldürdü. Oysa tabiat insanın en hayatî parçasıydı. Her şey düzen, mecburiyet ve rekabete dönüştü. Sait Faik, Orhan Kemal, Orhan Veli'nin aylaklıkları, sevdalı düşleri olmasaydı, birer küçük memur ya da içgüveysi kalacaklardı sonunda. Oysa ütopya... Evet, ütopya elzemdir yaratıcılar için Teo..."
Daha küçücük bir çocukken annesi Cahide Hanım'ın, "Sahip olunan şeyin değeri yiter Teo." diyen sesi kulağına dokunduğunda yitip gitmişti yeni doğan "sahiplenme" güdüsü. Ne bir eşya, ne bir mekân, ne de bir insan. Bütün yaşamı boyunca, çoğu kez yanlış anlaşılacak bir rahatlıkla hiçbir şeye ve hiç kimseye "iyelik" eki takamamıştı Teoman.