Orhan Kemal, toplumun farklı kesimlerinden insanların yaşadığı sorunları yalın ve gerçekçi bir dille ele alan önemli yazarlarımızdan biridir. El Kızı romanında ise aile içi ilişkileri, kadınların toplumdaki yerini ve bireyin ait olma mücadelesini merkeze alır. Romanın adı, daha en başından eserin temel meselesini ortaya koyar: Bir aileye gelin olarak giren kadının, ne kadar çabalarsa çabalasın “el kızı” olarak görülmesi.
Romanın merkezinde Nazan karakteri yer alır. Yetim büyümüş olan Nazan, evlilikle birlikte sıcak bir aile ortamına kavuşmayı umut eder. Ancak evlendikten sonra karşılaştığı gerçekler beklentilerinden oldukça farklıdır. Özellikle kayınvalidesi Hacer’in baskıcı ve kontrolcü tavırları, Nazan’ın yeni hayatını zorlaştırır.
Eserdeki temel çatışma, gelin-kaynana ilişkisi üzerinden ilerlese de aslında daha derin toplumsal sorunlara işaret eder. Hacer, otoritesini kaybetmek istemeyen geleneksel aile yapısını temsil ederken; Nazan ise kabul görmek ve kendine bir yer edinmek isteyen bireyi temsil eder. Mazhar karakteri ise annesi ve eşi arasında kalan, karar vermekte zorlanan bir erkek profili çizer.
Roman boyunca Nazan’ın yaşadığı dışlanmışlık hissi, okuyucuya aidiyet kavramını sorgulatır. Bir insanın sevildiği halde neden kendini yalnız hissedebileceği, aile içinde görünmeyen baskıların birey üzerindeki etkileri ve kadınların maruz kaldığı psikolojik yükler etkileyici bir şekilde işlenir.
Orhan Kemal’in güçlü gözlem yeteneği sayesinde karakterler son derece gerçekçi görünür. Romanın dili sade olsa da karakterlerin yaşadığı duygular oldukça derindir. Yazar, büyük olaylardan çok günlük hayatın içindeki küçük çatışmalarla toplumsal gerçekleri gözler önüne serer.
El Kızı, yalnızca bir aile hikâyesi değil; kabul görme, aidiyet ve kimlik arayışının romanıdır.