Yaban ve Kiralık Konak'tan sonra Sodom ve Gomore biraz rölantide kaldı. Kitap bir türlü akmıyor, ne yaparsam yapayım hikâyeye dâhil olamadım.
Evet; Anadolu'da devam eden Kurtuluş Savaşı mücadelesine bir o kadar yabancı, tarafsız, hatta kayıtsız kalan bir İstanbul burjuvazisi var. İşgal kuvvetleri askerlerinin gereksiz kibirlerinin yanında, İstanbul'u ziyarete gelen yabancıların bile herhangi bir Türk'e tepeden bakıp 'ikinci sınıf insan' muamelesi yapışına tanık oluyoruz.
Belki de romana çok fazla karakter girip çıkıyor ya da yazar Leyla ile Necdet’e daha fazla ağırlık vermeliydi. Sodom ve GomoreYakup Kadri Karaosmanoğlu
Yazarımız bu sefer bizi her zamanki gibi katilin peşinden koşturmadı. Yani şöyle: Evet, yine ortada bir cinayet var ama kitabın sonuna doğru ortaya çıkıyor.
İttihat ve Terakki adına çalışan, daha doğrusu fedailik yapan, vatanını seven Şehsuvar’ın gözünden izliyoruz olayları.
Şehsuvar yani karakterimiz, hemen hemen bütün büyük olaylara bir şekilde dahil oluyor; tabii biz de onunla birlikte. Ama en çok ilk görevinde, yani suikast planında daha bir heyecanlandım. Devirmek istedikleri koca Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Abdülhamit ile bir tren vagonunda rastgele gelişen sohbeti farklı duygular yarattı. Belki de en anlamlısı, Ahmet Ümit’in konuya Pera Palas Oteli’nde Agatha Christie’yi dahil etmesi; yani bir an da olsa onu anmamız bile çok güzeldi.
Özellikle İttihat ve Terakki’ye ilgi duyanlar için okunması gereken bir kitap. Olay örgüsü yine akıcı. Dil zaman zaman Osmanlı Türkçesine gidiyor ki bu çok güzel.
Ahmet Ümit bu tarz paylaşımlara aralarda daha çok şans verebilir.
Elveda Güzel VatanımAhmet Ümit