Vermek istediği anafikir doğrultusunda sosyolojik açıdan değerlendireceğim.
Günümüzde doğu ve batı dendiğinde yön kavramından öte, birbirinden çok! farklı iki toplum gelir aklımıza. Doğu, doğmaktan türemiştir fakat türediği sözcüğün anlamına nispet yapar gibi batma eğilimindedir bataklığın dibine. Batı, batmaktan gelir ki insanlığı battığı yerden çıkaracak fikirler, ideolojiler burada filizlenmiştir genellikle. İşte bu sebeptendir kendini aşmak isteyen toplumların yüzünü batıya dönmeleri.Kitabın ön sözünde: "Avrupa, hayallerini gerçekleştirmek için kuran insanların ülkesidir. Orada gerçekleşmeyen hayal bir acı kaynağı, bir tragedya konusudur. Doğu'da ise hayal bir keyif, bir gerçekten kaçma vesilesidir." der.
Batı ile Doğu arasındaki farkı kavrayabilmek için biraz geriye gidelim, şöyle 2500, 3000 yıl kadar... Yunanistan'ı ele alalım. MÖ. 600 yılından MÖ. 450 yılına geldiğimizde, 150 yılda; Atina sitesinde krallıktan çifte krallığa, çifte krallıktan aristokrasiye, aristokrasiden tiranlığa, tiranlıktan demokrasiye giden bir yol. 150 sene içerisinde! Bir de doğudan örnek verelim. Hatta çok uzağa da gitmeyelim, ortadoğu olsun. 2.Sargon'dan başlayarak, biraz da gelişigüzel ilerlediğimizde; Sargondan sonra Nabuketnazar, Nabuketnazar'dan sonra Hamurabi, ondan sonra Muaviye, ondan sonra mesela Melik Şah, ondan sonra Salahaddin Eyyübi, oradan Yavuz Sultan Selim, biraz daha bu tarafa gelelim Abdulhamit... Değişim?? Değişim her şeydir... Değişim gelişimdir... Evrimdir... Bir tarafta 150 senede dört farklı rejim, diğer tarafta 5000 senede aynı... İki dünyayı böyle özetleyebiliriz.
Bu eserde Dr. Gonçarov teşhisi koymuş: oblomovluk... Oblomov bir toprak ağası. Hiç bir şey üretmeyen, sürekli tüketen, değişimi sevmeyen, uyuşuk, bizim gibi; bütün gününü boş, gerçekleşmesi mümkün