Halil

Halil
'Psikoloji Bölümü Öğrencisi 'INFJ, 5w4, sp/sx
Oksijen ve DNA
...Her şeyden önce şuna dikkat etmelisin ki, o zamanlar yeryüzü bugünkünden çok farklıydı. Henüz yaşam yoktu ortada, atmosferde de oksijen bulunmuyordu. Oksijen ancak bitkilerin gerçekleştirdiği fotosentez süreciyle açığa çıkar. Ve oksijen olmaması da çok önemli bir husus. Çünkü DNA'yı meydana getirecek olan yaşamın yapı taşlarının oksijen olan bir ortamda ortaya çıkması düşünülemez. Çünkü oksijen çok reaktif bir maddedir. Ortada oksijen olsaydı, yaşamın yapı taşları da DNA gibi karmaşık moleküller oluşturamadan çok önce oksitlenirlerdi. Bu yüzden artık hiçbir yeni yaşamın oluşamayacağını kesinlikle biliyoruz -tek bir bakteri ya da virüs bile. Yani yeryüzündeki her türlü yaşam tam aynı yaşta olmak zorundadır. Koca bir filin soyağacıyla basit bir bakterininki aynı uzunluktadır. Hatta neredeyse diyebiliriz ki bir fil ya da istersen bir insan, aslında birbirine bağlı tek hücreli hayvanların oluşturduğu bir kolonidir. Çünkü vücudumuzun her hücresinde aynı kalıtsal malzeme bulunuyor. Kim olduğumuzun formülü en küçük hücremizde bile mevcut.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Modern Tıp ve Kalıtsal sağlık
Ne kadar çok penisilin alırsak, bazı bakterileri o kadar dirençli kılmış oluruz. Bu şekilde, savaşılması çok daha güç bir grup bakteri üretmiş olduk. Hep daha kuvvetli antibiyotikler kullanmamız gerekiyor. Ama sonunda... ... Modern tıbbın böylece ciddi bir ikilem yarattığı açık. Şunu da ekleyeyim. Sadece bazı bakteriler daha çetin ceviz değil; eskiden bu kadar çok çocuk da çeşitli hastalıklara yenik düştüğü için büyüyüp yetişkin hale gelemiyordu. Pek azı kalırdı hayatta. Modern tıp bu doğal seçilimi kısmen ortadan kaldırdı. Bir bireyin küçük bir problemi halletmesi sağlandığında belki de uzun vadede bütün bir insanlığın direnci azaltılmış olabilir. Kalıtım sağlığının dikkate alınmaması insan soyunun dejenerasyonuna neden olabilir. Yani zamanla insanların ciddi hastalıklardan kurtulmasını sağlayan kalıtsal özellikleri gerileyebilir.
Natüralizm
19. yüzyıl ortalarında üzerinde en çok durulan kavramlar, ''doğa, çevre, tarih, evrim ve büyüm'' olmuştur. Marx'a göre insanlığın ideolojisi toplumun maddi altyapısının bir ürünüydü. Darwin, insanın kendisinin uzun bir biyolojik evrimin sonucu olduğunu kanıtladı. Freud'un bilinçdışı üzerine araştırmaları da insan davranışlarının çoğu zaman insanın doğasında yatan bir takım 'hayvansal' dürtü ve içgüdülere bağlı olduğunu ortaya çıkardı.
Darwin-Marx
Marx büyük yapıtı Das Kapital'in İngilizce baskısını Darwin'e adamak istemiş, ama Darwin bunu reddetmişti. Marx Darwin'den bir yıl sonra öldüğünde, dostu Friedrich Engels şunları söyleyecekti: ''Darwin nasıl organik doğanın gelişme yasasını keşfettiyse, Marx da insanlığın tarihsel gelişme yasasını keşfetmiştir.''
Leninizm ve Sosyal Demokrasi
Bugünün iktisatçıları Marx'ın birçok noktada yanılmış olduğunu söylüyor. Bunlardan biri de Kapitalizmin krizleri konusundaki analizi. Ayrıca Marx tehlikelerini giderek daha çok fark ettiğimi bir olguyu, doğanın sömürülmesini yeterince dikkate almamıştır. Ama, evet, büyük bir 'ama' var bu konuda... Marksizm her şeye rağmen büyük değişimlere yol açtı. Kuşkusuz, Sosyalizm daha insanca bir toplum oluşturmayı başarmıştır. En azından Avrupa'da Marx'ın zamanına kıyasla daha adil ve dayanışmacı bir toplumda yaşıyoruz artık. Bunu da önemli ölçüde Marx'ın kendisine ve sosyalist harekete borçluyuz. Marx'tan sonra bu hareket iki ana kola ayrılmıştı: Sosyal Demokrasi ve Leninizm. Daha insanca ve daha adil bir topluma adım adım ve barışçı bir yoldan varmak isteyen Sosyal Demokrasi Batı Avrupa'da ağırlık kazandı. Bu yolu bir tür yavaşlatılmış devrim olarak görebiliriz. Eski sınıflı toplumun ancak devrimle ortadan kaldırılabileceğini savunmaya devam eden Leninizm ise Doğu Avrupa'da, Asya ve Afrika'da öne çıktı. Her ikisi de değişik şekillerde yoksulluk ve baskıya karşı mücadele ettiler.