Her hikayeye yüz liradan geçtim, eskisi gibi on liradan ikiyüzelli liramı iç ettiler ama, ben ikiyüzelli liraya bir büyük söz öğrendim. Arkadaş utanır, iş utanmaz…
Kişi, kendi içinden geçirdiklerini, başkaları da içinden geçirir sanır da o yüzden, kendinden örnek alıp “insanlar böyledir”, “insanoğlu şöyledir” diye genellemeler yapar.
PEKİ BEN NÂÂÂPİCİİİM?
Bir tarihte Allah kimsenin başına vermesin, üzerinize afiyet, ağır bir hastalığa tutulmuştum. Bütün insanların tutulmak zorunda oldukları geçici bir hastalık. Bazıları ömürlerinde bikez tutuluyorlar, bazıları pekçok... Anladınız değil mi? Evlenme hastalığı... Hâlâ da kurtulmuş sayılmam. Arasıra hastalık depreşir. Artık bu dert bende yer etti. Ölümüm belki de bu onulmaz illetten olacak.
Hastalığın belirtilerini hep bilirsiniz. İnsan, oturak yerine devedikeni batmış gibi biyerlerde duramaz olur. Yatağın içinde sabahacak hara aygırı gibi kendi kendisiyle tepişir durur. Hastalığa tutulanlar göğüslerinin içinde, Yerebatan sarnıcı gibi, eşkıya mağaraları, ayı inleri gibi bir boşluk var sanırlar. Bu amansız hastalığa yakalananların en aklı başında olanı bile maazzallah fena halde şairleşir.
Bende hastalık etkisini çok ağır gösteriyor. Kendimi bikez kaptırdım mı curcunaya, hemen hamamda kurnaya, kahvede zurnaya âşık oluveriyorum.