Kitabı alıntılarını incelediğimde okumak için heyecanlanmıştım. Fakat okurken yordu beni epeyce. İçindeki karamsarlık, ana karakterlerin kendilerini yeryüzünün tek acı çekeni olarak göstermesi, daha doğrusu kendini herkesten ayrı yere koymaları beni soğuttu biraz kitaptan. Biraz “ergen edebiyatı mı ne” dedim içimden. Fakat tamamlamayı bi görev edindim kendime, içerisinde böyle güzel cümleler barındıran bu roman belki de sonucunda aydınlatacaktır zihnimin bir köşesini diye. Hele de karakterleri Hakan Günday isminde bir türk ile karşılaştırdığı noktada pes dedirtti fakat yılmadım sürdürdüm.
Hayatım boyunca kendilerini toplumdan ayrı yere koyan insanları garipsemişimdir. Herkes kendini toplumdan ayrı görür çünkü bunun farkındayım. Kendi içimde biriciğim tabi ama dünya üzerinde tüm insanları teker teker düşününce hepimizin de biricik olduğumuzu düşünmesi gerçeği bana ne kadar da insan olduğumu hatırlatır. Kendimi biricik sanmam ile yine o toplumun bir parçası olduğumun farkına varırım. Bu yüzdendir belki de kendini herkesten farklı diye nitelendiren insanlara garip bakmam. Kitabın da bana tam olarak hissettirdiği bu oldu.
Hatta kitabın içerisinde dahi düşüncemi destekler cümleler buldum fakat o cümlelere rağmen aynı fikri sürdürdü karakterler üzerinde yazar: “Kayra bir gün bana, ‘Mutsuzluğuna hiç bir çare aramıyorsun.’ demişti. ‘Ve en büyük acının kendininkinin olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan haberdar olmayan bütün gerizekalılar gibi. Ölmesine çeyrek kalmış, herkesi yaşadığına pişman etmeye çalışan, sağlıklı oldukları için suçluluk duymalarını isteyen hastalıklı, yaşlı bir kadın gibisin.’”
En son bölümde Kinyasın Tolgaya dönüşümünün tamamlanışı hoşuma gitti. Şöyle diyor Tolga: “Yazılarımdan kurtulmam gerektiğini düşünmeye başladım. Hepsini çöpe atmak en kolayıydı. Ancak
İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır. Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır. Aşklar, alkol, nikotin, ahlaki değerler, uyuşturucular... Hepsi de birer pranga olabilir her an, insanın ayağına. Zevk veren prangalar. Ortak özellikleri, varlıklarının verdikleri zevkin uzun bir süre sonra hissedilememesi, yokluklarının ise derhal kalpte bir ağrı yaratmasıdır. Bağımlı insan atlı karıncaya binmiş gibidir. Ne bir varış noktası, ne de bir ilerleme vardır hayatında. Herkes ilk başladığı yerde, midesi kaldırana kadar döner durur... İnsanın kendiyle mücadelesi, bağımlılıklarını yok etmesiyle başlar.
Kayra, gerçek hayatta başarılı olmuş, mesleğinde ilerlemiş, hayatın zorluklarıyla mücadele etmiş her gördüğü insanın hakkında şöyle derdi:
"İçi ne kadar doldurulursa doldurulsun, yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider."