📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazı sözler vardır, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya gelmiş olan bir oyun, onlarla birden canlanır: akıcı, sürükleyici bir duruma gelir. Cümlelerin üstüne bir ağırbaşlılık gelir; seyredenler, neden olduğunu bilmeden, birden duygulanır. Oysa, insan kendisine ait gizli bir kötülüğü, can sıkıcı bir küçüklüğü fark etmiştir tam o sırada; içinden, yüzünü buruşturur.
Burada kendisini incelememizi bile tiksinç bulacağını söyleyerek incelememi bitirmek isterdim ama ufacık tefecik iki kelam etme niyetindeyim.
Bu durumu Bukowski’nin şu satırlarıyla da tanımlayabiliriz sanıyorum. Şöyle der okuruna “sen yalnızsın, ben de yalnızım ve iyi ki bir araya gelip acınası kederlerimizi kıyaslamıyoruz.”
İyi ki!
Sartre’ın, bizim bu kitabı okuyup, onun siyahi kadını hayal ettiği gibi, bizim de kendisini masalsılaştırmamız hoşuna gidecek. Ve bu roman geride kaldığında, onun aydınlığının azıcığının, geçmişinin üzerine düşeceğini öngörüyor Sartre. İşte o zaman, kendisinin olmasa da eserinin, siyahi kadının o şarkısı gibi, varoluşmayan, varoluşun üstünde bulunan, OLAN bir şey olduğunu ona ispatlayabileceğiz.
Şu an bunları yazarken fonda çalan şarkı ise tahmin edileceği üzere; Some of These Days - Ethel Waters :)