Her şey Yedigey'in arkadaşı olan Kazangap'ın ölümü ve Yedigey'in onu efsanelere konu olan Ata-Beyit mezarlığına götürmesiyle ve bu yolda tüm hayatını düşünmesiyle başlıyor.Kitabın adı da buradan geliyor.
Yedigey'in anılarında karısı, çocukları,devesi Karanar,Abutalip,Zarife,onların çocukları.... Herkesin hikayesine değinilmiş bu yolda.Kitaba yol gösteren Nayman Ana efsanesi var bir de.Bir vuruşma esnasında Juan Juanlara esir olmuş ve mankurtlaşmış bir genç vardır.Bu gencin annesi ise ne olursa olsun oğlunu bulmak ister ancak mankurt olan oğlunun elinden çıkan bir okla can verir.
Halkın gelenek göreneklerinden, değerlerinden uzaklasmasini,makineleşmesini Mankurt kavramıyla anlatıyor.
Güzel ve okunması gereken bir eser herkese tavsiye ederim.İyi okumalarr.
Soneler kitabı toplamda 154 soneden oluşan William Shakespeare'in bir şiir kitabı.
Öncelikle bu kitap hakkında beni en çok şaşırtan şeyi söylemek istiyorum. O da ilk 126 sonenin sarışın ve soylu bir erkeğe yazılmış olmasıydı. Kalan soneler de esmer bir kadına yazılmıştı. Çok şaşırmıştım çünkü bir erkek bir erkeğe neden aşk dolu şiirler yazar ki diyordum. Sonradan geçenlerde Oscar Wilde'nin bir kitabını okuyunca (Dorian Gray'in Portresi) aşkın, sevginin bu dönemlerde hoşlantı olarak değil de güzelliğe övgü olarak yazıldığını anlamaya başladım. Düşününce hala şaşırtıcı ve garip geliyor ama dönemden döneme bazı şeylerin tanımı ve algılanma biçimi değişebiliyor işte. Eğer o zamanda yaşasaydım normal karşılayabileceğim bir durum olurdu bu sanırım.
Soneler'e gelince neredeyse tüm soneler nüktelerle dolu ve derin bir aşkı anlatan sonelerdi benim için. Okudukça ve her birine kafa yordukça o derin anlamları hissedebiliyordum ve oldukça etkiliyordu beni. Farklı zamanlarda okuduğumda ben de farklı hissiyatlar yarattığı için benim her zaman başucu kitabım olarak kalacak.
Sonelerdeki aşk bence bu zamanda bulunabilecek türden bir aşk değil ama yine de umutsuz olmamak lazım tabi :)). Yani şu zamanlarda ne yazık ki çoğu kişi sevdiğine tam tanıyamadan direkt kavuşma derdinde. Birinden hoşlanıp sonradan tanıyınca hemen soğumalar vazgeçmeler oluyor. Ben buna aşk diyemem asla, anlık bir hevesten ötesi değildir bana göre ve çok da zararlıdır çünkü bunun sonucunda geride kırık kalpler incinmiş ruhlar kalıyor. Sonra da kimsenin aşka inancı kalmıyor. Herkes geçici ilişkiler peşinde oluyor. Keşke insanlar bu konuda dikkatli olabilse...
Soneleri okurken hissettiğim aşkta kavuşma isteği yine vardı ama ön planda olan sevdiğinin mutluluğuydu. Yani düşününce de böyle olması gerekmez mi? En
Stefan Zweig'in yine bu eserinde de psikoloji üzerindeki olağanüstü yetkinliğini gördüğümü söyleyebilirim. Anlatımı bazen betimlemelerle dolu gibi gelse de alışınca tamamen o duyguları içimde yaşattığını söyleyebilirim.
Stefan Zweig bu eserinde hikayeyi bir Baronun yazdığı ruhsal bir hikaye olduğunu belirterek başlatmış. Hikayede seçkin tabakadan birinin zenginlikten, refahtan kısacası burjuva sınıfının genel ahlakından sıkılıp hayattan soğurken bir anda bir suç işlemesiyle hayatını tamamen farklı bir yere sürüklüyor kendisi. Sonradan bu batakta battıkça batıyor ama bu onun için bir bitmişlik değil uyanış oluyor.
Eserdeki hikaye ve olay örgüsü bence bu duyguları anlatmak için çok iyi seçilmiş. Okumanızı tavsiye eder, benim bu kitaptan aldığım tadı umarım siz de alabilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim. :)
Filistin meselesinden girip yahudi soykırımlarına araştırma yaparken toplama kamplarına bakıyordum. Ve karşıma Nazi Almanyasının en büyüğü olan 3 milyon
Polonyalı Yahudi'nin öldüğü Auschwitz geldi. (kitapta Out-With diye geçer Führer de Fury diye ) Derken okuduğum makalede tavsiye kitap olarak Çizgili Pijamalı Çocuk çıktı. Uzun zamandır okumalıyım derken bugün bir yerden bir kitap indirimi geldi hemen kullanayım dedim ve aldım. Şuan bu satırları yazarken gözlerim doldu desem inanmazsınız. Auschwitz toplama kampı insanoğlunun en ağır koşullara bile direnilebileceğini gösteren en büyük örnektir.
Oldum olası çocukların gözünden hikayeler etkilemiştir beni. Bu kitapta da toplama kampında Hitler'in askeri olan rütbeli bir komutanın küçük çocuğunun gözünden Yahudi soykırımının tahlileri var. Kamp ile evlerinin ayıran tel örgülerden karşıda oynayan çocukları gören Bruno (askerin oğlu) oraya gider ve Yahudi çocuk Schmuel ile tanışır. Bu ikili diyaloglarla kitap sürükleyici bir şekilde son bulur.
Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.