YouTube kitap kanalımda Rus edebiyatı kitapları okurken işinize yarayacak bilgiler verdim: ytbe.one/zT0CaAXppUc
"Sağlam birini akıl hastasından ayıran şey sağlamda bütün akıl hastalıklarının, akıl hastasındaysa yalnız birinin olmasıdır!"
[Robert Musil, Niteliksiz Adam 3, s. 453]
Delilik ile dahilik arasında gidip gelen Dostoyevski karakterlerini sever misiniz? O halde bu kitabı ve içindekileri de çok seversiniz...
Hayatımda ilk kez Çehov okuyorum ve kesinlikle son kez olmadığını söylemem gerek. Sadece aşka odaklanan kitaplar görmekten o kadar sıkıldım ki, gerçekten farklı kitaplar arıyorum artık. Hayatın esas hakikatlerine yönlenen, insanın içindeki kasırgaları anlatan ve yapmacık olmayan kitaplar arıyorum.
Böyle bir arayışımın olduğu dönemde bu aralar Rus edebiyatı üzerine de çalışırken elime Çehov'un Altıncı Koğuş'u geçti. Hem Kafka'nın Dava hem de Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabına benzer olduğunu düşündüğüm bazı yönler oldu. Neden mi?
Suçsuz olsan bile kendini suçlu hissedeceğin bir toplumda yaşıyoruz çünkü. Etrafımızdaki normlar ve kalıplar bizim kendi benliğimizi oluşturmamızı engelliyor. Hiçbir suçun olmasa bile sırf düşündüğün için suç işlemiş gibi hissediyorsun kendini. Bunları hissetmene sebep olan tek şey ise toplumun varlığı.
Bu kitaptaki karakterlerin çıkmazlarını o yüzden çok iyi anlıyorum. Biz birilerine deli, birilerine akıllı damgası yapıştırmayı çok seviyoruz. Ama deliliğin farklı bir düşünme biçimi olduğunu gözden kaçırıyoruz.
Fyodor Dostoyevski deli olmasa Raskolnikov gibi bir karakteri kurgulayamazdı. Franz Kafka deli olmasa kendini bir böcek olarak hissetmezdi. Anton Çehov deli olmasa Yefimıç ve Dmitriç karakterleri ortaya çıkmazdı. Belki de hepimiz deliyizdir, ama deli saydıklarımız esas akıllı olanlardır.
Her şeyi bir tarafa bırakalım, bu kitap bir insana