“Bedenini bir dünya olarak dolaştığım, dağları, uçurumlarıyla sarıp sarmaladığım. Neredesin şimdi? Nerede yoksun ki? Uzun, upuzun bir yağmur yağıyor yaşamı boyunca insanın. Yüzeyde kalan her şeyi alıp götürmek, derinlerdeki duyguları beslemek için. Yağmur benim adıma yirmidört yıl üç ay altı saattir yağıyor ve ben nerede dinecek bilmiyorum artık. Sen bu yağmurun neresindesin? Bütün unutmaları denedim, sonsuza dek anımsayacak kadar. Sevgilim, hep var olan yitikliğim benim.”
“İçeri geçti. Duvardaki nişten Hafız Divanı’nı çekerken ilk gazelin ikinci beytini ezberden mırıldandı...
Bir işaret ya hafız dedi, dağlar taşlar işaret dolu olsa da okumam yazmam yok benim.Bana senin kelimelerinle bir işaret. Medet medet medet!
Yerle gökler arasında uzanan bir kelam-ı aşkla tekellüm eden o adamdan bahtına ne düşerse mutlaka bir işaret taşırdı, mutlaka. Divan’ı avuçlarının arasına aldı. Tefeüle alışkın sayfalara uğramamaya çalışarak, açtı. Sağ sayfa gözüne çarpan ilk beyti okumaya başladı.”