Emre Kuloğlu

Reklam
Nerede yoksun ki?
“Bedenini bir dünya olarak dolaştığım, dağları, uçurumlarıyla sarıp sarmaladığım. Neredesin şimdi? Nerede yoksun ki? Uzun, upuzun bir yağmur yağıyor yaşamı boyunca insanın. Yüzeyde kalan her şeyi alıp götürmek, derinlerdeki duyguları beslemek için. Yağmur benim adıma yirmidört yıl üç ay altı saattir yağıyor ve ben nerede dinecek bilmiyorum artık. Sen bu yağmurun neresindesin? Bütün unutmaları denedim, sonsuza dek anımsayacak kadar. Sevgilim, hep var olan yitikliğim benim.”
Sayfa 333·Kitabı okudu
Edebiyat
Emre Kuloğlu
Otuzüç yıl onbir ay yirmidokuz gündür yağıyor.
Sürekli yaptığım şeyin adıymış tefeül
“İçeri geçti. Duvardaki nişten Hafız Divanı’nı çekerken ilk gazelin ikinci beytini ezberden mırıldandı... Bir işaret ya hafız dedi, dağlar taşlar işaret dolu olsa da okumam yazmam yok benim.Bana senin kelimelerinle bir işaret. Medet medet medet! Yerle gökler arasında uzanan bir kelam-ı aşkla tekellüm eden o adamdan bahtına ne düşerse mutlaka bir işaret taşırdı, mutlaka. Divan’ı avuçlarının arasına aldı. Tefeüle alışkın sayfalara uğramamaya çalışarak, açtı. Sağ sayfa gözüne çarpan ilk beyti okumaya başladı.”
Sayfa 143·Kitabı okudu
Edebiyat
Emre Kuloğlu
Dün yazarın bahsettiği Hafız Divanı kitabını Gazi Kitabevi’nde elime alıp incelemiştim daha sonra alırım dedim ve rafına geri koydum. İçimden de beyitleri görünce tam sayfa tutmalık kitap diye geçirmiştim. Bugün de aynı kitap ile başka bir kitapta, tam da içimden geçirdiğim şekilde karşılaşınca tevafuğun inanılmaz hazzını bir kez daha yaşadım. Hatta tefeül nedir diye araştırdığımda bu kitabın tefeül geleneğinde kullanılan kitaplardan biri olduğunu öğrendim. İşte öyle paylaşmak istedim.