Denizde, dalgalar arasında boğalacağını anladıktan sonra hiçbir hareket yapmayarak kendilerini suya salıverenler ve felaketi bir an evvel isteyenler gibi kendimi bırakmıştım. Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı.
Buck'ın bu ilk hırsızlığı, onun acımasız Kuzey Toprakları ortamında hayatta kalabilecek bir köpek olduğunun işaretiydi. Yine bu hırsızlık, onun değişen koşullara uyum sağlama yeteneğini gösteriyordu ki böyle bir beceriden yoksun olmak, hızlı ve korkunç bir ölüm demekti. Ayrıca bu hırsızlık, hayatta kalmak için amansızca mücadele ederken anlamsızlaşan veya bu savaşıma engel olmaya başlayan erdemlerinin, yani doğru ile yanlışı ayırt eden tutum ve değerlerinin aşındığını ya da çözüldüğünü gösteriyordu. Güney Topraklarının sevgi ve paylaşım yasası altında yaşarken özel mülkiyete ve bireysel duyarlılıklara saygı göstermek tamamdı da Kuzey Topraklarında, sopanın ve dişin yasası altında bu tür şeyleri önemseyenler enayi sayılırdı. Buck bu değerleri sürdürdükçe gönenemez, durumu iyiye gitmez, tersine kötüye giderdi.
Sayfa 20 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Bak gördün mü Harun Efem? Dediğim tam da budur. Koskoca alay kumandanı, Osman Binbaşı'yı şu derenin dibine gömdük. Başına koyduğumuz iki taş! Kim bulacak onu bu dağ başında? Ya dün göçüp giden Yarbay Salih Zeki Bey? Tepenin birine gömdüler, üzerine de bir sürü taş yığdılar. Kim bilecek o yığının ona ait olduğunu?"
Seferihisarlı Tevfik, bir acayip çocuk. Onun bu soğuk, suskun tavrını önce korktuğuna yoran Harun, âdeta kanla yıkandıkları bunca günden sonra anlamıştır ki "bu çocuğun korkusu ölmek değil, hatırlanmamak?
Toplumsal amaçların da, politikanın da… hepsinin! Ben niye buradayım John? Ben de gün saymak isterim. Tanrı bana da on parmak vermiş. Ama neyi sayacağım? Ömrümün tamamını mı? Nasıl sayacağım John? “Bir, bir, bir” diye mi? Bi gün daha geçti: “Bir!” Bir gün daha yine “bir”… bir şey söyle, bir akıl ver kardeşim, ne olur! “Bir, bir, bir”… (Winston’ın çaresizliği ve acısı karşısında, John olduğu yerde çöküvermiştir. Winston ise, bütün bir ömrü bu adada geçirme düşüncesinin ezici etkisi altında neredeyse küçülmüş gibidir. Birkaç saniye bu ağır yükün altında, suskun ve ezik durakalır. Sonra yavaşça ayağa kalkar, dönüp John’a bakar. Winston yeniden konuşmaya başladığında, yazgısını kabullenmiş bir insanın kararlılığı sesine yansıyacaktır.)
Nyana we sizwe!
Nyana we sizwe!.. geçti, hepsi geçti. (John’a yaklaşır.) Unut beni…