Öncelikle bu kitabın yazarımızın bir eseri değil röportajı olduğunu belirtmek isterim. Luis Alejandro Velasco adlı denizci bir deniz kazasında verdiği mücadeleyi bizzat kendi anlatımıyla aktarır. Marquez o zamanlar gazeteci ve tefrikalar halinde basılan röportajın kitaplaşmış halidir eser.
Kitap bitiminde bende oluşan his ve düşüncelerim, insanın yalnız olduğudur. Denizde bir başına da olsa karada kalabalıkta da olsa bu gerçek değişmiyor. Keza kaza sonucu tüm arkadaşlarını kaybeden Velasco o günler boyunca maruz kaldığı açlık susuzluk vücudunda oluşan tuzlu su yaraları ve sonucunda sanrıların oluşması ile yalnızdır ama kurtulduktan sonra karada sırf kahramanlık madalyası aldığı için insanların onu değil hikayesini merak etmesi, o merak ile ona yardım etmeleri de yalnızlık verir.
Kitabın en sevdiğim yönü ise sanırım belgesel tadında olmasıydı. Denizin derinliği, gökyüzünün sonsuzluğu,balıklar,kurtulma esnasında uygulanan teknik müdahaleler ile pek çok bilgi veriliyor okuyucuya. Köpekbalıkları hakkındaki bilgiler çok genişti.
Ve son olarak ben Velasco’yu kırılan küreğe benzettim. Sağlam olanlar kaybolsa da o kırık kürek her zaman ona dayanak oldu. Velasco, yaralı olmasına rağmen 10 günün sonunda başardı, kendi için kurtuldu. Kimse için değil, madalya almak için hiç değil.