Erkan Reis

Erkan Reis
@Kutoz
Pulathane durağında tren bekleyen yolcu...

Erkan Reis

, bir kitap okudu
Puan vermedi·232 syf.·
2016 107. kitabı
Soner Yalçın
8.3/10 · 1.655 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·88 syf.··
2016 34. kitabı
Rüzgarlı bir Pazar ve İstanbul... Rüzgar hoyrat davranıyor ağaçlara bugün, baharla birlikte patlayan yaprak sağanağı inadına direniyor rüzgara, dalından kopmamak için. Yaşam mücadelesinin o keskin virajlarını hatırlatıyor insana. Diren diyorlar, diren hayata, bir kere koptun mu ölümdür sonu. Zweig’in “Yakıcı Sır” adlı kitabını bir günde okudum. Seksensekiz sayfalık bu kitap özünde ara verilmeden, 3-5 saatte bitirilecek cinstendi aslında. Ne de olsa yazarı Zweig. Sade, akıcı bir dil ve anlatım zenginliği. Öykü, bir gönül macerası şeklinde başlıyor, hüsranla bitiyor. Kendine güvenen bir baron kısa bir tatil için gittiği yerde yine gözüne bir kadını kestirir. Kadına yaklaşmanın yollarını ararken, kadının onbir yaşındaki oğlu Edgar’ı öncelikle gözüne kestirir. İlk iş oğlu ile temas kurmak olur ve kısa sürede oğlu ile çok iyi anlaşır. Bu sayede de kadına ulaşır. Fakat, Baronun unuttuğu bir şey var. Kadın ile tanıştıktan sonra Edgar’ı umarsaması ona pahalıya patlar ve macera hevesi istediği gibi bitmez. Özü bu öykünün, detayları öğrenmek için ise kitabı okumanız gerekmektedir. Rüzgar, halâ şiddetli bir şekilde yapraklara hücum ediyor. Edgar ise, Annesinin yanlış bir maceraya atılmasını engellemenin haklı gururunu yaşıyor. Edgar... Bu ismi okurken aklıma ilk gelen ise “Poe” oldu. Bu kısa öykü kitabına noktayı biz de en iyisi Edgar Allen Poe’nun dizeleriyle koyalım. Benden mutludur diye ama sen üzülüyorsun diye... kaderime bir yolcu olan benim!. Erkan
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,4bin okunma
Puan vermedi·382 syf.··
2016 106. kitabı
Aşk dediğin nedir ki Histen nefesten varlık Umutsuzluk içinde Karanlığa son ıslık. Bu güzel dizeleri kaleme alan Tanpınar belli ki bir şeylere fena sinirlenmiş. Yoksa oturup 395 sayfa olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü yazarak, birilerine aba altından niye sopa göstersin ki. Tanpınar şiirlerinde sembolist bir dil kullanırken, romanlarında gerçekçi ve bir bakıma da toplumcu bir çizgiyi tercih ediyor. Kitabın baş kahramanı olan Hayri İrdal’in çocukluğunun II nci Abdülhamit, yaşantısının bir bölümünün ise genç Türkiye Cumhuriyet döneminde geçmesi, aslında bizlere ipucu da vermektedir. Şeyle ki, Tanpınar’ın yaşadığı dönemdir aslında Hayri İrdal’in yaşadığı dönem. Bu da yazara ustalıkla iki ayrı dönemi mukayese etme imkanı sağlamamıştır. Kendi çocukluğunuzdan veya nine ya da dedelerinizden dinlediğiniz birçok şeyi bu kitapta bulabilirsiniz. Mesela kitapta geçen İngiliz yapımı ayaklı duvar saatinin adı Mübarek. Hafızalarınızı yoklarsanız, evlerde ki eşyalara isim koymak bir nevi aileden biriymiş muamelesi yapmak, ona değer vermek tanıtık gelebilir size. Kitap içerisinde sıklıkla Osmanlıca ve Farsça kelimeye rastlamak mümkün. Bu da dili ister istemez biraz ağıraştırmış. Ama akıcı bir uslup kullanılmış olması, akıcılığı sağlamış. Bu yüzden kitabın kalınlığı sakın gözünüzü korkutmasın, kurgunun içerisine girdiğinizde elinizden bırakamayacağınızı anlayacaksınız. Kitapta yer alan kahramanlar özenle seçilmiş. Özenle seçilmişten kastım, yabancı olmayacağınız birçok tanıdık karakter çıkıyor karşımıza. Nuri Efendi, Dr.Ramiz, Seyit Lütfullah, Halit Ayarcı, Nevzat Hanım, Ahmet Zamani Efendi, Pakize, Emine vb. Hepsi hayatın, hayatımızın içinden karakterler. Tek fark, hiç yaşanmamış bir hikayenin kahramanları olması. Saatleri Ayarlama Enstitüsü hiç bir zaman olmadı. Fakat
Şiir
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353,1bin okunma

Erkan Reis

, bir kitap okudu
Puan vermedi·382 syf.··
2016 106. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar
8.2/10 · 53,1bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2016 38. kitabı
Yazar eli titremeden kalemi, doktor ise neşteri iyi kullanmalıdır. Çünkü her ikisi de yanlış ellerde, tamiri mümkün olmayan hasarlar bırakabilir geriye. Bulgakov’un bu kitabını okurken, ustalıkla her ikisini de kullandığını gördüm. Asıl mesleği doktorluk olan Bulgakov, bir bakıma mesleğinin ilk yıllarında yaşadığı zorlukları anlatıyor bize. Kitabın giriş paragrafıyla yazar okuru aslında çoktan kitabın içine çekmeyi başarıyor. “At üstüne ıssız köy yollarından hiç geçmemiş birine anlatacak bir şeyim yok; ne de olsa anlamayacak bununla ilgili anlatacaklarımı. Geçene de hatırlatmayı hiç istemem.” Kitabın içiresinde ustalıkla betimlemiş dokuz anı var. Araştırmadım, Bulgakov’un başınan geçen olaylar mı bilemiyorum. Ama doktorluk dönemi kaleme aldığı bu öykülerin, Tıp İşçisi dergisinde yayımlandığı düşünülecek olursa, birebir yaşamış ve karşılaşmış olayları öyküleştirildiğini de söylemek mümkün. Kitabın dili sade. Bunda kitabı rusça aslından çeviren Tuğba Bolat’ın da etkisi olduğu yadsınamaz. Yorulmadan, ara vermek istemeyeceğiniz tarzdan bir kitap. Hepsinden ötesi okuduğunuz bölümü anlamadığınız için tekrar tekrar okumak zorunda kalmayacaksınız. Kitap 1927 Rusyasının taşrası hakkında da bizlere bazı ipuçları veriyor. Köy hayatının güçlüğü, insanların batıl inançlar ile kendi kendilerini tedaviye kalkışmaları. Tanıdık geliyor hem insanların uyguladıkları bu yöntemler, hem de kaderleri... “Parça parça olmuş bir insan işte böyle can veriyor” diye düşündüm, “artık yapılacak bir şey yok.” Ama birden sesimin nasıl çıktığını fark etmeden sert bir tonda, “Kâfur,” dedim. Hemen sonra Anna Nikolayevna kulağıma eğilip fısıldadı: “Neden doktor? Eziyet etmeyin ona. Neden bir iğne daha? Şimdi ölecek zaten. Kurtaramazsınız.” Bir iş kazası geçirmiş hastanın ölümüne karşı
Sağlık
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma