Bu dünyada bedenimin bana ait olmadığını hissediyorum. Kendimi bir bireyden çok bir kaynak gibi hissediyorum. Devletin nüfus politikaları gereğince eşleşmelerin planlandığı ve çocuk sahibi olmanın bireysel isteklerime değil, toplumsal faydalara göre düzenlendiği bir yerde yaşıyorum. Evet burada eğitimim sağlanıyor ancak zihnim eğilse de seçim yapma özgürlüğüm olmadan, bilgi sadece bir yük haline geliyor. Eğitimli olmak, seçim hakkına sahip olamadıkça ne anlama gelir ki?
Evet burada açlık yok, savaş yok, bilgisizlik yok ama bireyin ruhu, özgürlüğü ve sevgisi de yok. Gerçek mutluluk, yalnızca toplumsal faydaya hizmet etmekle değil, kendi kimliğimizi ve seçimlerimizi yaşamakla mümkündür. Güneş Ülkesi ismini duyunca zihinlerde bir ütopya gibi parlıyor, ancak yüreklerimizde ağır bir distopya yankısı bırakıyor.
Bize çok abartılı ve gülünç görünen bir çok şeyin genellikle diğer büyük toplumlarca kabul edilip onaylanmaktan geri kalmadığını görerek yalnızca mevcut örnekler ve adetlerle ikna edildiğim hakikate sıkı sıkıya bağlanmamayı öğrendim. Bu sayede, doğal ışığımıza zarar veren ve bizi aklımızın sesinden uzaklaştıran bir çok yanlıştan sıyrılarak kendimi kurtardım.
Tüm iyi kitapların okunması, geçmiş dönemlerde bunları kaleme almış en saygın kişilerle sohbet, hatta bizimle en seçkin düşüncelerini paylaştıkları ve üzerine çalışılmış bir sohbet gibidir.