Kaçırdıklarımız, aslında çoğu zaman farkına bile varmadığımız, hayatımızın bir köşesinde sessizce duran duygulara, düşüncelere ve durumlara dikkat çeken bir kitap. Adam Phillips, beklentilerimizle gerçekler arasındaki boşlukları, hüsranı, tatmini, kaçışı ve hatta deliliği bile farklı bir gözle görmemizi sağlıyor. Okurken, çoğu kavramı ne kadar yüzeysel ele aldığımı ve aslında derinlerinde çok daha fazlası olduğunu fark ettim.
Özellikle “hüsran” ve “tatmin” üzerine yazdıkları, benim için en çarpıcı kısımlardı. Hayatta genellikle hüsrandan kaçmaya çalışıyoruz ama Phillips, bunun aslında gelişimin bir parçası olduğunu, eksikliğini hissettiğimiz şeylerin bizi şekillendirdiğini söylüyor. “Tatmin” ise sürekli peşinden koştuğumuz ama ulaşınca da kalıcı olmadığını fark ettiğimiz bir his. Tatmini bir varış noktası gibi görmek yerine, değişken bir süreç olarak kabul etmek gerektiğini düşündüm.
“Deli rolü üzerine” bölümü ise özellikle ilginçti. Toplumun çizdiği sınırların dışında hareket eden insanların, “deli” ya da “tuhaf” olarak etiketlenmesinin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor. Bazen normlardan sapmanın bir tür özgürlük olabileceği fikri bende yeni bir bakış açısı oluşturdu.
Genel olarak, Kaçırdıklarımız, psikolojiyle ilgilenen ya da insan doğasını daha iyi anlamak isteyen herkesin okuyabileceği bir kitap. Sorgulatan, düşündüren ve farkında olmadan kaçırdığımız şeyleri gösteren bir eser.
Bu dünyada bedenimin bana ait olmadığını hissediyorum. Kendimi bir bireyden çok bir kaynak gibi hissediyorum. Devletin nüfus politikaları gereğince eşleşmelerin planlandığı ve çocuk sahibi olmanın bireysel isteklerime değil, toplumsal faydalara göre düzenlendiği bir yerde yaşıyorum. Evet burada eğitimim sağlanıyor ancak zihnim eğilse de seçim yapma özgürlüğüm olmadan, bilgi sadece bir yük haline geliyor. Eğitimli olmak, seçim hakkına sahip olamadıkça ne anlama gelir ki?
Evet burada açlık yok, savaş yok, bilgisizlik yok ama bireyin ruhu, özgürlüğü ve sevgisi de yok. Gerçek mutluluk, yalnızca toplumsal faydaya hizmet etmekle değil, kendi kimliğimizi ve seçimlerimizi yaşamakla mümkündür. Güneş Ülkesi ismini duyunca zihinlerde bir ütopya gibi parlıyor, ancak yüreklerimizde ağır bir distopya yankısı bırakıyor.
İnsanların yarattığı farklılıklar ve bir araya gelmesi yine insanlar tarafından imkansız kılınan hayatlar...
Para uğruna can'ı yok sayan günümüz dünyası...
Kitapta toplam dört bölüm bulunmakta ve günümüz dünyasında özellikle anne, baba ve öğretmenlerin bilinçlenmesi gereken konular çeşitli örneklerle somutlaştırarak ve akıcı bir dille aktarılmış.
1.BOLUM: Mahremiyet eğitimi çocuğu tacizden korur.
2.BOLUM: Suistimal ve cinsel tacize karşı çocuklar nasıl eğitilmelidir?
3.BOLUM: Taciz yaşayan çocuk nasıl anlaşılır?
4.BOLUM: Taciz hakkında doğru ve yanlış bilinenler.
Tüm bölümler irdelenerek ve gerçekten bir insan olarak her çocuğa karşı olan sorumluluğumuz bilincinde okunmalı.
(Ve okuyan her birey kitabi okuduğuyla kalmamalı gerçek, somut adımlarla ve davranışlarıyla da örnek olmalıdır.)
Keyifli okumalar...
Dr.Mehmet Sait Paşa'nın torunu olarak dünyaya gelen ,küçüklükten beri tiyatro tutkusuyla yaşayan, kadın olmanın zorluğunun yanı sıra doğduğu tarihsel zaman ve coğrafyanın, seçimi olmayan ama bedeli ağır olan etiketlemelerin, kadının önüne koyduğu duvarları yıkmayı kafasına koyan ve toplumun tüm baskılarına başkaldıran, ama bunların bedelini genç yaşta hayatıyla ödeyen tiyatro tutkunu bir kadın Afife Jale.
Müslüman kadınların sahneye neden çıkarılmadığını bir türlü aklı almayan bu cesur hayatın " Şoför olmasa Afife Jale'nin tabutunun mezara taşınması için dördüncü birinin bulunması gerekecekti. " cümlesiyle bitmesi ve "Cefasını ben çektim sefasını başkaları sürüyor. " diyerek unutulmuşluğun acısıyla göçüp gitmesini anlatan muhteşem bir yapıt.