Bazen birinin hayatınıza girmesi, sanki tozlu bir kitabın arasından kurutulmuş bir çiçeğin düşmesi gibidir. Nereden geldiği, o çiçeği oraya kimin koyduğu ya da hangi mevsimin hatırası olduğu bir anda önemini yitirir. Sadece oradadır; avucunuzun içinde, tüm kırılganlığıyla.Hayatın akışında bazı insanlar, bir filmin orta sahnesinden dalar gibi girer içeriye. Ne bir ön hazırlık vardır ne de geliş gelişe benzer. Bir kafede yan masada oturan birinin kurduğu cümleyle başlar her şey ya da bir kitabın satır arasındadır.Hayatımıza giren insanların coğrafyasıyla ilgilenmiyoruz artık. Hangi yollardan geçip kapımıza dayandıkları, hangi fırtınalardan kaçıp kalemize sığındıkları bir ayrıntıdan ibaret. Önemli olan tek bir gerçek var: O eşikten içeri girdiler. Ve biz, o anın dikiş yerlerinden sökülmemesi için sessiz bir anlaşma yapıyoruz hayatla. "Kalsın," diyoruz içimizden. "Nasıl geldiyse öyle, hiçbir şeyi değiştirmeden, sadece kalsın.
Toplumdaki geri zekalıların geri zekalı olduklarını idrak edemeyip onları koruyacak birileri daima vardır. Bunu idrak edememelerinin nedeni kendilerinin de geri zekalı olmalarıdır. Geri zekalılar cennetinde yaşıyoruz; bu şekilde yaşayıp birbirlerine bu şekilde davranmalarının nedeni bu. Onların bileceği iş beni ilgilendirmez. Ama ne var ki onlarla yaşamak zorundayım
Konusu,olarak beni baya heyecanlandırmıştı aslında ama okudukça hayal kırıklığına uğradım. Murat Menteş gibi bir yazara açıkçası pek yakıştıramadım çok zorlandım bitirmek için üstün bir çaba gösterdim okur tıkanıklığına soktu resmen.
Olay örgüsüne girmekte zorlandım; hikâye beni içine çekmek yerine sürekli dışarıda bıraktı. Bunun üzerine yoğun küfür ve argo kullanımı da eklenince, metin bir süre sonra yorucu bir hâl aldı. Anlatımın enerjik olması gerekirken, tam tersine dikkat dağıtan bir unsura dönüştüğünü düşündüm.
En çok da şunu merak ettim: Bu kitabı beğenenler tam olarak nesinden etkilendi? Çünkü bende bıraktığı iz, güçlü bir hikâyeden çok, kaçırılmış bir potansiyel hissi oldu.