En korkunç şeyler, işte bu akşamlardı: sefil, yalnız ve kasvetli akşamlar. Bunun uzun, acımasız ve zaferle bitecek bir savaş olduğunu sanıyorduk. İyi ve kötü, dost ve düşman kavrayışımızın daima billur gibi berrak olacağını düşünüyorduk. Ve genel olarak doğru düşünüyorduk ama bazı şeyleri hesaba katmamıştık. Örneğin böylesi akşamların gerçek yüzünü, onların geleceğini bilsek bile, hayallerimizde canlandıramamıştık
Cani, tecavüzcü, katil, alçak, dağlardan inip beşikteki bebeden ölüm döşeğindeki ihtiyarlara kadar herkesi yok eden bakır tenli barbar sürüleri, gözleri korkuyla kör olmuş, ormanlara, dağlara ve çöllere kaçan devasa köylü ve kasabalı kalabalıkları çıkacak ortaya ve senin silah arkadaşların, taraftarların o neşeli, cesur insanlar! senin kanlı, kaçınılmaz ölümünden sonra zalim bir iktidar mücadelesi içinde ve senin makineli tüfeğine sahip olmak için birbirlerinin karınlarını deşecekler... Ve bu saçma ölüm, en yakın dostunun sunduğu bir tas şarapla ya da perdenin arkasından sırtına atılan vizıldayan bir okla gelecek. Ve senin yerini alması için Dünya'dan nüfusu kırılmış, kanayan, dört yanı kundaklanarak yakılmış bu ülkeye gönderilecek olan kişinin taş gibi yüzü; bu ülkede her şeye, her şeye, her şeye yeniden başlamak zorunda kalacak...