Sanma ki gittin diye seninle konuşmaya devam etmeyeceğiz.. Mesela ben, hep senin ne kadar güzel öldüğünü tesbih edeceğim.. Ölürken bana verdiğin o armağanı hiç unutmayacağım.. Bu güne kadar bir ölünün yüzüne bakmamıştım hiç.. Sana bir sözüm vardı, kendime de. Bu kez bakacaktım. Sana bakacaktım. Böyle kavilleşmiştik..hiç korktuğum gibi olmadı. . Yüzüne baktım. Eline dokundum elin hala sıcacıktı. Yüzüne dokundum. Okşadım diyemem. Sadece dokunabildim. O an hem varmışsın gibiydin hemde artık yokmuşsun gibiydin... Canın, bedenin bekçisi gitmişti, nereye bilmiyoruz. Sen yatıyorsun, ben sana doğru eğilmişim. Senin elin yüzümü okşamaya doğru uzanmış. Eline bakıyorum uzun uzun. Yanağıma şefkatle uzanan eline. Öyle tuhaf bir fotoğraf şeysi aklıma geliyor. Elin bir daha yanağıma uzanmayacak... Kolay olacak diye inandırdın ya hep bizi. Bizimde kolay olsun diyeydi tüm dualarımız. Zor da olmadı açıkçası. Can tenden ayrılmıştı, ilk defa gözümle gördüm..
Anne-baba olmak, korumak demekti. Açlıktan, soğuktan, mikroptan, pasaklılıktan, kötülükten, bilgisizlikten, ve daha onlarca şeyden, çocuk kendisini korur hale gelene dek, korumak demekti. Çocuğu herkesten, hatta gerekirse kendi annenizden, kendi kardeşinizden, hatta gerekirse diğer çocuğunuzdan, hatta gerekirse kendinizden, korumak demekti. Çocuğu bir gün, kendisini gerekirse size karşı dahi koruyabileceği hale getirmek demekti. Çocuğun kanatlarını kırmak değil, güçlendirmek demekti.
Sonuç olarak insanların yolu ikiye ayrılıyor: huzur ve zevk diye didinip durmak istiyorsan, inan; hakikatin tutkunu olmak istiyorsan, sorgula...
Friedrich Nietzsche