Bütün o iyi tanıdıklarımız çok sığ düşünüyorlar; duyguları çok yüzeysel, burunlarından ötesini gördükleri yok, tek sözcükler aptal hepsi. Kafa yetenekleri biraz daha gelişmiş olanlar ise düpedüz isterikler. Tahlil ve abes beyin etkinlikleriyle çürümüşler. Ağlayıp sızlarlar,nefret kusarlar, hezeyan halinde iftira yağdırırlar ; insana yan yan yaklaşır, kaş altından bakar ve yaftayı yapıştırırlar: 'Hım,bir psikopat!' ya da 'Laf ebesi!' Alnına nasıl bir yafta yapıştıracaklarını bilemedikleri kişileri de, ''Tuhaf bir adam bu,tuhaf' diye nitelerler. Ormanları sevmem tuhaftır. Et yememem tuhaflıktır... Doğaya,insana dolaysız,temiz,özgür bir yaklaşım kalmamış artık..
...
Ne ormanlara,ne kuşlara,ne kadınlara, ne de birbirinize acıyorsunuz. (syf.18)
Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Seni canıma yakın bildiğimden ve bu kahrolası küçük taşra kentinde beynime teğet beyin taşıyan bir insan bulup da bir şeyleri paylaşamamaktan usandığımdan bu akşam konuğumsun.
Ama, vardığımızda göreceksin ki ben de senin kadar konuğum o evde. Yaşamımda bir mendil düşürecek kadar yerim kalmadı çünkü. Tutsağım ben,zincirlerimi kimsecikler görmüyor,şakırtılarını duyan anlamıyor.
Anaç kadınlar; onlar çocuklarını putlaştıran, kocalarına tapınan ve kendilerini birey olarak bir kenara koyup yardımcı melekler gibi kanatlar çıkarmayı kutsal bir ayrıcalık sayan kadınlardı.