Saito Yuichi adında melankolik bir karakterin intihar girişimi ile hikayemiz başlıyor. Fakat insan bu ya ölmek isterken bile içeriden, derinlerine bir yaşama isteği sesi durmaksızın gelir. Yani son nefesini insan verirken bile aklında yaşama dair görüntüler, yüreğinde yaşama isteği..
Yuichi intihar etmeye kararlıdır ve bunu terk edilmiş bir otelde yapmak için yol alır.
İntihar etmeyi göze alan kişinin en büyük korkusu da birinin onu oradan çekip almasıdır. Bu yüzden terk edilmiş eski bir otel tercihi..
Japonlarda yaygın bir inanış, (eski türk inanışında da) öldükten sonra ruhun tekrar dünyada bir bedene dönmesidir. Yuichi de bu inanışa sahip ve öldükten sonra tekrar bir bedene girmeyi umuyor. Çünkü en koyu rengin içinde dahi bir beyaz nokta vardır Yani yaşama isteği.. daha güzel yaşama..
İntihar girişimini, en yaygın seçenek olarak, tavana bağladığı iple gerçekleştirmek üzereyken (bilimsel olarak boğularak ölmek en acı verici ölüm çeşidiymiş) yan tarafta karanlığın içinde bir ceset ve bir silah görür oraya yönelip silahı eline alır "bu gerçek bir silah!?" arka taraftan bir ses, bir karaltı..
Silahlı bir adam, namlu Yuichi'ye dönük.. Nefsi müdafaa... Tak, tak...
Hastane odasında uyanan Yuichi..
Saygı, sevgi, tanımadık yüzler.. neler oluyor? Neden bana başka bir isimle hitap ediyorlar?
Mitsumine Sakutaru..
"Sanırım o inandığım reenkarnasyon gerçekleşti" duruma uyum sağlayarak evine yol alır. Yeni bedeni, komadan yeni çıkmış bir polise aittir. Yakışıklı ve çevik bir beden. Saygı gören, sevgi dolu çevresi olan...
Eve geçen Yuichi karşılaştığı o manzara ile şoka uğrar hiçte düşündüğü gibi bir polis değilmiş yeni bedenindeki eski sahibi... O sadist bir katil.
Alışkın olmadığı bir ses... Evet bu bir telefon, açar. Karşı taraftan 23 yıldır aşina olduğu bir ses. "Sen, Ben