Bazılarının içinde hâlâ var mısın, bak Emila;
Birinin ölümü fiziksel, zihinsel olabilir,
Yalnızca sevdiğinin, anılarının geçtiği insanların gönlünde hatırlanmıyorsan “yaşıyor muyum?” Demelisin kendine, eskiden hayatında olan biri seni özlediğinde, geldiğinde hiç sordun mu o’na “yaşıyor muyum hâlâ?” Diye.. Öldükten sonra da iz bırakamadıysan hiç yaşamamışsındır, anılar sokaklara, zamana aittir; ve tarih tekerrür eder, ölüp gidince her şey bitecek sanıyorsun, aslında sadece acı dinecek. Dünya’nın bıraktığı o meymenetsiz sorumluluk, yük, zorunlulukların, tamamen özgür olacaksın.
Evren anılarını, kahkahanı ve gözyaşını tutuyor, tutuyor, biriktiriyor ve geri veriyor ruhuna, toprakta bir yaşam stili; tıpkı su ve dünya gibi.
İşte hayat bu denli gariptir, tam bir trajedi; büyük çaplı sanattır
Bundan çok üzülenler kahkahaya, mizaha başvururlar
Kendilerini açıklayamadıklarında..
İnsan öylesine güçlü bir yaratımdır ki, Tanrı bile uzaklaştırmıştır kendinden; büyük buluşma için.
İnsan bundan kaçar kendinden, kendine hiç varamaz, sonunda çürür ve yok olur.
Sen, sen ol; yıllar sürse de aşkının, kendinin peşinden koş, asıl anlam ve sır orada saklıdır. Tektir o üstelik, genelgeçere bağlamaz, bağlarsa özelliği kalmaz, özeli kalmazsa sen kalmazsın, tek gerçekliğin kalmaz. Birine inanmak cehennemdir, kendi sevgine ve ruhuna inanmaksa cennetin ta kendisi. Yanılsamalarında değil, hayallerin için ne kadarını göze aldığında. Tam orada işte, ruhunun derinliklerinde,
Ben oraya inene kadar ne denli krizler atlattım, gözyaşlarım kaç toprağı yeşertti bir bilsen,
Eriştiğimde ise hakîkate; melankolide buldum mutluluğu,
Absürt biri oldum, şehirli, sanattan anlayanın diliyle marjinal biri.
İnsan kendinden tereddüt etmedikçe kuşkunun gerçekliğine sahip olamaz.
İnsan genelgeçer kuşkuya değil, içsel