Türkler’in yeni dinlerini bir bütün olarak benimsemeleri, en başından beri Türk İslamiyeti’nin belirleyici bir özelliği olmuştur. Türkler, İranlılar’ın ve Araplar’ın asla yapmadıkları bir şeyi yaparak millî kimliklerini İslamiyet’e gömdüler. Bunun nedeni, kısmen İslamiyet’in ve puta tapmanın sınırlarında karşılaştıkları bu dinin basit inanç yoğunluğunda, kısmen de İslamiyet’i kabul etmelerinin onları dinsiz akrabalarına karşı girişilen bir Cihad’a çekmiş olmasında yatmaktadır. İranlılar’ın eski İran’ın geçmişteki zaferlerinden gurur duymalarının ya da Araplar’ın putperest Arabistan’ın kahramanlık günleri anılarının benzeri bir durum, Türkler’de görülmemiştir. İslamiyet öncesi Türk tarihindeki devletler, uygarlıklar, dinler ve edebiyat, birkaç halk şiiri ve soylarıyla ilgili destan dışında unutulup gitmişti. Türk adı, Batılılar için olduğu kadar Türkler için de Müslüman ile eşdeğer olmuştu. Türkler’in İslamiyet’e bağlılıklarının ciddiliği ve gerçekliği düzeyine başka hiçbir halkta rastlanmamıştır. Bu yüzden, Türk hanedanlarının koruması altında büyük bir Sünni canlanmasının başlayıp yayılması hiç şaşırtıcı değildir.