nitekim bu şatoda yaşıyordu; yetmiş beş yıldır, sessiz sadasız. ve gülümseyerek. ismi odadan odaya gezer, sanki böyle şatonun sakinleri birbirlerinin dikkatini bir şeye çekerlerdi. “nini,” derlerdi. ve sanki şunu demek isterlerdi: “ne tuhaf, dünyada bencillikten, hırstan ve kibirden başka bir şey daha var: nini..”
daima doğru yerde olduğu için onu kimse asla görmezdi. ve daima güler yüzlü olduğu için kimse ona, sevdiği adam çekip gitmişken ve sütünü içmesi gereken çocuk ölmüşken nasıl güler yüzlü olabildiğini sormazdı.