Küçükken babası sık sık,” Bu çocuğun hayal hanesi çok geniş,” derdi.Ne demek istediğini anlamazdı.Hayalhane neydi ki? Onu diğerlerinden ayıran bu tuhaf şey neydi ? Anlamak için zorlu gençlik yıllarına ulaşması gerekti. O zaman öğrendi ki “hayalhane” bir lütüf kadar bir cezaydı. Geçmişi hatırlamak,geleceği düşlemek, sanki eski tanrıların insana verdiği en kötü armağanlardan biriydi.
Hem insanlar başkalarının kendilerinden daha bilgili olmasından hoşlanmaz. Buna sinir olurlar. Düzgün konuşarak onları değiştiremezsin, bunu onların öğrenmesi gerekir. Öğrenmek istemediklerinde de çeneni kapalı tutmaktan ya da onların anlayacağı dilde konuşmaktan başka çaren kalmaz.
O konuşurken, o kadar derin bir dinginlik vardı ki biri yere bir iğne düşürse duyulurdu. Vazgeçerek, bir anda ve aniden girdiği gibi ayrıldı.Hislerimi tarif edebilir miyim?
Lanetlilerin tüm dehşetini hissettigimi söylemek zorunda mıyım? Kesinlikle düşünmek için çok az zamanım vardı.45
Ben Tanrı’ya biraz kızdığımı hatırlıyorum dedi Adam. hem Kabil hem de Habil neleri varsa vermişler, Tanrı Habil’i kabul etmiş,Kabil’i reddetmiş. Bu bana öteden beri adaletli gelmedi. Hiçbir zaman anlamadım. Siz anlıyor musunuz?