aristokrat bir hayatın küçülüşünü ve bir kadının iç dünyasındaki kırılmaları anlatan güzel ve kısa bir eserdi. onca ihtişamın, baloların, sarayın merkezindeyken birden yalnızlığa ve unutulmaya düşmesi, gücün ve ihtişamın aslında ne kadar geçici olduğunu hatırlatıyor. bir zamanlar herkesin önünde eğildiği bir kadının, gücünü kaybedince unutulması, hayatın ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor. özellikle ölümünden sonraki olaylar, kitabın başından itibaren zaten hissettiriliyordu.
gururu ve kibri, madame de prie'yi bu şekilde bitirdi. çevresindeki insanların çıkarcı olması, aslında onun onlar için sadece bir güç odağı olduğunu ve hiçbir kişisel değeri olmadığını gösteriyor. yapılan baloların, davetlerin ve eğlencelerin aslında samimiyetsiz ve boş bir gösterişten ibaret olduğu, madame'nin gidişiyle birlikte büyüleyici şatafatın bir anlamı kalmadığı görülüyor.
madame de prie yalnız kalmayı hiç göze alamadı çünkü çevresinde hep birilerinin olması onun alışkanlığıydı. gücünü kaybetmekten korkuyordu ve herkesin onu unutmasından da endişeliydi. daha dün herkesin gözdesiyken, ertesi gün unutulması, şöhretin ne kadar geçici olduğunu gösteriyor. kitapta madame de prie sürekli “beni hatırlayın, unutmayın” diye yalvarıyor adeta, ama kimse bunu duymuyor.
hiçbir zaman “ben merkezdeyim” tavrından vazgeçmedi. belki çevresine, bulunduğu yere ve o yerdeki insanlara önem verseydi hayatı farklı olabilirdi, ama bunu yapamadı çünkü başka türlü yaşamayı bilmiyordu. kendini başkalarının gözünde var etmeye çalışması, en büyük hatasıydı. kendi değerini içinden bulamadı; hep başkalarının onu görmesini, duymasını istedi. aslında günümüzde bile birçok insan böyle yaşıyor: hep dışarıdan insanların onları onaylamasını, sevmesini istiyorlar. yalnız kalınca yok olmuş gibi hissediyorlar. insanların