“…İster bir «Ağa Han»a, ister bir «şeyh»e, ister bir «dede» veya «çelebi»ye, ister sahih kabul edilen bir rivayete göre «zalim sultan»a körükörüne itaat söz konusu olsun, aklı terketmek ve körükörüne itaati baş fazilet sanmak, İslâm toplumunun bugünkü durumuna düşmesinin iki sebebinden birincisidir. İkincisi de şudur: İnsan toplumlarında çoğunluk «akl»ını kullanmayıp davar olmayı yeğlerse, bir azınlık da yine uzun vaadede aklını kullanmayıp kurnazlığını, şeytanlığını kullanır, İblis'den görev alır, «ins şeytanı» durumuna girer (Kur'an-ı Kerim'in son âyeti) ve bu davarı gütmeye girişir.”
Sayfa 88 - Yazım ve noktalamalar olduğu gibi aktarıldı..·Kitabı okudu
“Hacı Husrev Mahallesi üstadları insanın cüzdanını çalarlar ve yerine bir şey koymazlar, insan cüzdanının çalındığını bilir hiç değilse! İnsanin dinini çalan üstadlar ise, yerine aynı boyutlarda bir sahte nesne yerleştirirler ki, Dünya otobüsünde gafletle yolculuk eden biçareler, arada «huzur-i kalb» ile göğüs ceplerini yoklasınlar ve «dinim elden gitti!» feryadını basmasınlar! Esasen otobüs yolcularının çoğu bu feryadı ilk elçabukluğu marifetinin vuku bulduğu sırada göstermemişlerdir, çünkü koyunlarını yokladıkça aynı şişkinliği algılamaktadırlar, başlarını geriye yaslayıp uyuklayabilirler. Bu feryadı koparabilmeleri için, ilk yankesiciden daha az usta bir ikinci yankesicinin bu kez sahte cüzdanı çalması ve yerine hiç bir şey koymaması gerekir. O zaman otobüs içinde «dinim elden gitti!» feryadları başlar. Aksi takdirde, cebinde geçer akçe yerine kâğıt kırpıntıları olduğunu farkedebilmesi için, yolcunun kabir ve berzah otobüsüne bilet alıncaya kadar zaman geçmesi gerekir. Bazılarının bileti aktarmadır, onlar ancak Mahşer günü Arasat Meydanı’na giden otobüse bindiklerinde işin farkına varırlar.”
Bu da bizim “Yüzyıllık Yalnızlık”ımız… Aurelianolar filan yok elbette.Çamoluk köyünü kuran Molla Murat ile başlayan aile macerası Molla’nın torununun oğlu Sefa ile sona eriyor. Dededen torunlara destansı bir yolculuk… Destan dedikse illa bütün kahramanların “kahraman” olduğu anlaşılmasın.
Memleketin ahvali gibi giderek bozulan bir nesille karşılaşıyoruz. Kahramanlar oldukça canlı,ete kemiğe bürünmüş. Aramızda olan binlercesinden biri her bir kahraman. Ama hepsi tek bir destanda buluşmuş:Tarla Kuşunun Sesi’nde…
Mustafa Kutlu edebiyatımızın güçlü kalemi. Sesini yaşanmışlıklardan,gözlemlerden,halkın ta kendisinden yankılıyor eserinde. Zaman zaman okuyucuyla ağız dalaşına giriyor,zaman zaman kendine de dokunduruyor. Velhasıl,öyle bir anlatıyor ki bir süre sonra anlatıyı değil de anlatımı sevdiğinizi fark ediyorsunuz.
Kitabın konusu şuydu,buydu… Hiç girmeyeceğim o kısma. Bu kitap farklı,öyle kuru kuru konunun özeti verilip geçilecek türden değil.
Bir gün tekrar okumak üzere…