Denize varana kadar ırmaktı adın,
Gerisini bırak denize vardın.
İnci hayal değil ki deniz olana,
Ya altın neden hayal olsun ona,
Her bir dalgada bir cevher bulsun,
Budur sermaye bu bahre dalana,
Arı dirlik gerek cevher bulana.
Yendi tevazu yüz bin çevik eri,
Zapt etti bütün deniz ve kaleleri...
Ne demişler, Tevazu edeni define bekler, Yüce yer gözeten de derde dert ekler. Tevazuyla gelsen meydan senindir. Cevher senden çıkar, maden senindir.
Çünkü böyle zamanlarda asla gerçek bir yaşamım olmayacağı hissine kapılırım; çünkü gerçekle, hakikatle her türlü temasımı, her türlü bağımı yitirmişim gibi gelir; çünkü nihayet kendi kendimi lanetlemişimdir; çünkü o hayal dolu gecelerden sonra üzerime bir ağırlık çöker ki korkunç! O sırada etrafındaki dünyanın gürültü ve uğultularını işitirsin, insanların nasıl yaşadığını duyar, görürsün.. onlar gerçekten yaşamaktadır, onların yaşamı ısmarlama değildir, onların yaşamının bir rüya, bir uyku, bir sanrı gibi dağılıp gitmediğini görürsün, yaşamlarının hep yenilendiğini, hep tazelendiğini, bir saatlerinin diğerine benzemediğini fark edersin; korkak hayalgücüyse bayat, bayağı denecek kadar yeknesaktır; sanrıların, fikirlerin kölesidir
Hayalgücü yeniden ayağa kalkmış, harekete geçmiş ve birden yeni bir dünya, yeni nefes kesici bir yaşam gözünü kamaştırarak ışıldamıştır. Yeni bir rüya, yeni bir mutluluk! O rafine, şehvet uyandıran zehirden bir yudum daha!
Yaşandı, beni mutsuz da etti, bir dönem acı verdi, fakat sonunda kendi içimde
daha güçlü olmamı sağladı. Asla diğer insanlar gibi olamayacaksam, en
azından kendim gibi olacağım ve kendim gibi olmak için elimden geleni
yapacağım.