Seneler geçti, sevgili Manuel Valadares, bugün 48 yaşındayım ve bazen kendimi hasrete öyle kaptırıyorum ki hala çocuk olduğumu zannediyorum. Her an ortaya çıkıp bana sinema yıldızı kartları ya da misketler getireceksin sanki. Hayatın şefkatli yanını bana sen öğrettin, sevgili Portuga. Bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtmaya çalışan benim, çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor. Şevkat göstermek beni bazen mutlu ediyor bazense yanıltıyor ki bu ikinci daha sık oluyor.
O günlerde, yani beraber geçirdiğimiz günlerde, henüz hiç duymamıştım, uzun yıllar önce bir Budala prensin gözlerinde yaşlarla bir sunağlın önünde diz çöküp ikonlara sorduğu şu soruyu:
Küçücük çocuklara her şeyinizi neden anlatmak gerek?
Hakikaten de sevgili Portuğa, bana her şeyi çok erken anlattılar.
Hoşça kal!