Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi. Hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık. Hem inancın devrildi hem şüpheciliğin. Hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi.
#Turgenyev
#BabalarVeOgullar
#İşbankasıYayınları
Bizde olmayan ,bize karşı üstünlük kurmalarını sağlayan bir şey var onlarda..
Gençlik olabilir mi bu
Merhaba okur dostlarım 🪽
Bugün eskimeyen bir düello olan; Babalar, oğullar ,arada kalanlar ve bugünün dijital gürültüsü ile Bazarov’un o metaryeliz hallerini çarpıştıracağız..
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda kulağınızda bir kılıç sesinin çınlamasını bırakır ya hani Turgenyev’in “BABALAR VE OĞULLAR’ı” da tam olarak böyle bir eser..
Ama bu düello sadece Pavel ve Bazarov arasındaki 19. yüzyılın tozlu Rusya’sında değil; geçmişin o sarsılmaz kaleleriyle geleceğin belirsiz rüzgarları arasında yaşanıyor.
Bugün ; Twitter , Facebook, Instagram, Tik Tok gibi pek çok uygulamaların , sofra başında telefonuna gömülen o dijital açlık yaşayan gençlerle ,ona ters ters bakan babalar arasında da hâlâ yoğun bir şekilde yaşanıyor.
Buda bizi 1860'ların Rusya'sından alıp bugünün Kadıköy’üne, Kızılay’ına, Konak'ına ya da bir aile sofrasına taşırken , kitabın ruhu ise tam olarak budur diyoruz ..
Zaman akar, rejimler değişir, kölelik biter, teknoloji gelir; ama bir babanın oğluna bakarken hissettiği o "seni tanıyamıyorum" ifadesi hiç değişmez.
* * * * * * * * *
Kitapta bir cümle çarptı yüzüme: "Kişilik, sayın bayım, en önemlisi budur işte. İnsanın kişiliği bir kaya gibi sağlam olmalıdır, çünkü her şey onun üzerine bina ediliyor."
Bugün "kişilik" dediğimiz şey, sosyal medya profillerindeki birkaç satıra indirgenmiş olsa da, Turgenyev’in kastettiği o kaya gibi duruşun eksikliğini her yerde hisser olduk malesef..
1861 Rusya’sında kölelik kağıt üzerinde kalkarken zihinler nasıl buhranlıysa; bugün bilginin içinde boğulup bilgeliğe aç kaldığımız bu dijital çağda da zihinler aynı derecede karışık, iskankar
#HermanHesse
#Siddhartha
#CanYayınları
Bilgelerin bilgesi diyordu ki;
"Et değil bu, kemik değil; düşünme değil, bilinç değil..." Peki, neresiydi o zaman bu öz
Eğer bilgelik öğretilemiyor, sadece bizzat "bulunabiliyorsa", o devasa arayışın amacı neydi
Belki de cevap hedefe varmak değil, o yoldaki paha biçilmez deneyimlerin toplamıdır
Belki de bizi biz yapan, o yolda harcadığımız pabuçlar ve döktüğümüz terlerdir
* * * * * * * * *
Merhaba kitap dostlarım🪽
“Arayışın kendisi bir durak mıdır, yoksa yolun ta kendisi mi”
Sorusuna yanıt arayan ,1946 Nobel Edebiyat Ödüllü, Hermann Hesse’nin ; SİDDHARTHA’nın izinde, ruhumuzun derinliklerine doğru, bir yolculuğa çıkıyoruz bugün..
İnsanın kendi "Ben"ini bulma, o bitmek bilmeyen manevi uyanış sancılarını dindirme yolculuğuna dair eşsiz bir rehber "Siddhartha" ..
Hadi gelin , Siddhartha'nın benliğine doğru çıktığı o unutulmaz yolculuğun duraklarına hep birlikte bir göz atalım ..
Siddhartha; her şeye sahip, zeki, sevilen, saygı duyulan bir Brahman oğludur.
Fakat bunlara karşın ruhu susus ve çatlak bir testi gibidir. O; bunun farkına vardığında ise kendi içine dönüyor ve o kocaman boşluğu görüyor..