Başkaları tarafından çok sevildim ama görünüşe göre onları sevme yeteneği bende yoktu. (Ya da insanlar aleminde “sevgi” denen şeyin olup olmadığından bile şüphe ettiğimi söyleyebilirim.) Bu yüzden, benim gibi birinin yakın arkadaşı olmaması çok normaldi.
“Çocuklar doğduğu zaman onlara isim verme hakkına sahibiz ama bunun ötesinde hak talep edemeyiz. Çocuklar ailemizin bir üyesi ama bize ait değiller. Korku-kaygı kültürü ailesi çocukların kendilerine ait olduğunu sanır ve onları utanınca boğarak yetiştirir. Sağlıklı aile bunu yapmaz, sağlıklı ailede çocuğun kendine özgü bir mahiyetinin bulunması gerektiği kabul edilir ve çocuk geliştikçe bu alanın sınırları gelişir.”
Çocuğumuzun en güçlü tanıdığı olduğumuzun bilincinde olabilmek, çocuğumuzu yetiştirirken destekleyici, yol gösterici olmamız gerektiğini, çocuğumuza sorunları olduğunda kolayca sohbet ederek doğruyu ve iyiyi açıkça sunabilmeli, bunu yaparken zorlayıcı olmamamız gerektiğini her bölümünde bizlere anlatan bi’ kitap.
Okurken kendime bol bol notlar aldığım, geçmişimi ve nasıl bi aileden geldiğimi sürekli düşündüren, ebeveynlik sürecinde kendimin ve bebeğimin farkında olarak, eleştiren değil geliştiren bi ebeveyn olmam gerektiğini anlamamı sağlayan bi’kitap.
Kitabın son sayfalarında anlatılan aile toplantısı fikrini kesinlikle hayatıma dahil edeceğim.
Bu sorunun yanıtını Halil Cibran ne kadar güçlü bir şekilde ifade etmiş:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar hayatın kendine duydugu özlemin oğulları ve
kızlarıdır.
Onlar sizinle gelirler, ama sizden değil,
Ve onlar sizinle birlikte olsalar bile, yine de size ait değildirler.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil;
Çünkü kendi düşünceleri vardır onların.
Onların bedenlerine bir ev sunabilirsiniz, ruhlarına değil;
Çünkü onların ruhları, sizin düşte bile ziyaret edemeyeceğiniz o geleceğin evinde yaşarlar.
Onlara benzemeye çaba gösterebilirsiniz, ama onları
kendinize benzetmeye kalkmayın.